0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
43
Okunma
Gecenin en amansız, en kör saatinde, koca bir şehrin kalabalığı evlerine çekilip sokaklar zifiri karanlığa bürünürken, ben içimde hiç sönmeyen o büyük yangınla baş başayım yine.
Elimde mürekkebi sitem kokan bir kalem, önümde hasretinden sararmış boş bir kâğıt... Sana yazıyorum.
Sesi soluğu kesilmiş duvarların arasında, tek kişilik bir sürgünü kuşanır gibi, adını mısralara nakşediyorum.
Hani derler ya, bazı insanlar bir kere ayak basar bu yeryüzüne ve bir kere dokunur bir ömrün bam teline.
Sen benim bu fani dünyadaki tek hakikatim, sığınacak tek gölgemdin.
Seni tanımadan önce, fırtınalı denizlerde pusulasını kaybetmiş bir sandal gibi oradan oraya savrulup duruyordum.
Ne sığınacak bir kıyım vardı, ne yürünecek bir yolum.
Adımlarım nereye bastığını bilmezdi, bakışlarım hep bir bilinmezin boşluğunda kaybolurdu.
Ama o gün...
Kirpiklerinin arasından bana baktığın o ilk an, sanki bu çileli ömrün üzerine doğan bambaşka bir güneş gibiydin.
Bahtımın karası silindi, ömrümün sonbaharı bir anda bahara durdu; seni görünce dünyam aydınlandı.
Öyle bir parıltıydı ki bu, gözlerimi değil, doğrudan doğruya ruhumun en ücra köşelerini ısıttı.
Bir mucizeye şahit olur gibi, durup sadece senin varlığını izlediğimi hatırlıyorum.
O an anladım:
Sen canıma candın.
Benim göğüs kafesimdeki o amansız çırpınışın, aldığım her soluğun yegane sebebiydin.
Biliyor musun, senden önce ben yaşamıyormuşum, sadece bir gölge gibi dolanıyormuşum yeryüzünde.
Ne zaman ki adımı senin sesinden duydum, ne zaman ki o derin bakışların yüreğimin pasını sildi, işte o an canınız mı kendime gelirdim.
Kendimi bulurdum senin varlığında.
Bütün kırgınlıklarım, geçmişin o omuzlarımı çökerten ağır vebali, içimdeki o dinmek bilmeyen fırtınalar, sen yanımdayken birer birer boyun eğerdi.
Bir tek gülüşünle dünyayı karşıma alacak kadar büyürdü cesaretim.
Sen benim hem mağrur sığınağım hem de bu hayattaki yegâne gururdum oldun.
Şimdi ise...
Şimdi sadece devasa, ucu bucağı görünmeyen bir ıssızlık var odanın ortasında.
Duvarlar bir mahkûmiyet gibi üzerime doğru daralıyor.
Gitmenin bu kadar ezici, kalmanın bu kadar imkansız olacağını hiç hesaba katmamıştım. Sokaklar yine eski soğukluğuna döndü; o göz alıcı, o ruhumu saran asil aydınlık, sen kapıyı kapatıp gittiğin an beni gecenin insafına bıraktı.
Senden sonra defalarca denedim.
Kendimi avutmaya çalıştım, "Unutursun," dedim, "Zaman her yaranın kabuğudur," dedim.
Ama olmadı...
Sensiz ben yapamadım.
Nereye gitsem, hangi sokağa sapsam, kafamı ne yana çevirsem hep sendeydi aklım. Masadaki eksik sandalyede, yarım kalan o demli çayda, rüzgarın pencereme her vuruşunda hep senin hayalin nöbet tutuyor.
Sensizlik, etimi kemiğimden ayırır gibi canımı acıtıyor şimdi.
Bir insan canı olmadan ne kadar ayakta kalabilirse, ben de işte o kadar hayattayım.
Bu acı, öyle alelade, sıradan bir ayrılık hikâyesi değil; bu, kökünden sökülmüş asırlık bir çınarın toprağa feryadıdır.
Şiirsel, isyankar ama bir o kadar da gururlu bir adamın, yüreğinin en derininden sızan sitemle yazdığı son mektuptur.
Ne bir eksik, ne bir fazla...
Sadece sökülüp atılamayan, gururundan ödün vermeyen büyük bir aşkın hicranıdır bu.
Şimdi bu satırlar, canından can giden bir adamın feryadı olarak kalsın bu sayfalarda.
Ben her gece o aydınlandığım günü kutsayıp, sensizliğin o dipsiz kuyusunda erimeye devam edeceğim.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.