1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
18
Okunma
Ulan neresinden başlasam, nasıl anlatsam bu yangını bilmem ki…
Hani insan canından can kopacağını hissettiğinde bir sızı çöker ya göğsüne,
İşte öyle bir akşamüstüydü, gözlerin gözlerime son defa değdiğinde.
Biz o koca, o acımasız şehrin en izbe köşesinde birbirimize sarılmıştık.
Yoksulduk, ceplerimizde umut kırıntılarından başka beş kuruşumuz yoktu,
Ama dünyaları değişmezdim senin o ürkek, o sıcacık gülüşüne.
Sokaklar soğuktu, memleket uzaktı, biz birbirimize gurbettik, birbirimize sılaydık.
Her solukta içime çektiğim en helal sevdamsın derdim sana,
Ah benim ciğerimin köşesi, ah benim can özüm, Berivanım…
Bizimkisi öyle cafcaflı, öyle yalan dolan saray sevdası değildi.
Bir somun ekmeği bölüşürken parmaklarımızın birbirine değmesiydi mutluluk.
Kış kıyamette, tek bir battaniyenin altında titreyerek kurduğumuz hayallerdi.
Sen gülerdin, içimdeki bütün karanlıklar aydınlanırdı be Berivanım.
Öyle saf, öyle tertemiz bağlandık ki birbirimize,
Hani ölüm bile gelse aramıza, önce benden başlar diye inanırdım.
Kader diyorum ya, o fukaranın yakasını bırakmayan uğursuz kader,
Bizim bu sessiz, bu masum mutluluğumuzu çok gördü bize.
Önce o kahpe ayrılık girdi aramıza, sinsi bir yılan gibi çöktü soframıza.
Yollar uzadı birden, mesafeler birer bıçak gibi saplandı bağrımıza.
Gitmek zorunda kaldın, ya da gitmek zorunda bıraktılar, ne fark eder?
Ben arkandan o dar sokaklarda feryat figan, divane gibi kalakaldım.
Geceler boyu yastığına sinen kokunla kavga ettim, duvarlara adını fısıldadım.
"Dönecek" dedim, "Benim Berivanım beni bu zifiri karanlıkta bırakmaz" dedim.
Meğer o ayrılık, o amansız gidiş, ölümün habercisiymiş de görememişim…
Sonra o kara haber geldi… Kurşun gibi, çığ gibi oturdu şu yaralı göğsüme.
Ölüm... O en acımasız, o en geri dönüşsüz gerçek seni benden kopardı aldı.
Toprağa vermişler seni, o pamuk ellerini, o dünyayı sığdırdığım gözlerini…
İnanamadım be Berivanım, gidip mezarının başındaki o taze toprağı tırnaklarımla kazıdım.
Seni o soğuk kara toprağa nasıl yakıştırdılar, seni oraya nasıl koydular?
Şimdi soruyorum bu vicdansız şehre, soruyorum bu adaletsiz dünyaya:
Sen toprağın altında üşürken, ben bu yalan hayatta nasıl nefes alayım?
Bitti işte… Bir devir, bir koca ömür seninle birlikte gömüldü o sessizliğe.
Şimdi her sokak başında senin gölgen, her rüzgarda senin o hüzünlü sesin var.
Ben bu acıyla, bu dinmek bilmeyen feryatla nereye kaçayım?
Yüreğim bir yangın yeri değil artık, kül oldu, savruldu gitti ardından.
Gençliğim ziyan, umutlarım tarumar, kalemim kan ağlıyor be yarim.
Sen gittin ya, buralarda güneş bir daha hiç doğmadı, doğmayacak…
Mekanın cennet, yattığın yer incitmesin seni,
Ah benim sönmeyen yangınım, ah benim mezar taşında adını saykladığım Berivanım…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.