1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Yamaçları kara duman sarmış, patikalar büsbütün dar,
Sana ulaşmak, zifiri karanlıkta uçurumlardan atlamak kadar…
Gözlerinde o son gece kalmış, saçlarında serseri bir rüzgar,
Nereye gidersen git, o benzersiz kokun bu vahşi dağlarda kalır.
Adım adım izini sürdüm, her taşın altına feryadımı gömdüm,
Ben senin yolunu gözlerken, meğer her gün biraz daha öldüm.
Sen, sarp kayaların arasında açan o en inatçı, o en mağrur çiçek,
Bir kere dokunsam, bir kere sesini duysam ömrüm tazelenecek.
Ama şimdi ayak seslerin yankılanmıyor o ıssız vadilerde,
Yokluğun, buz tutmuş bir çığ gibi her gün büyüyor içimde.
Yetişemedim sana, o sarp geçitleri aşıp da elini tutamadım,
Seni benden alan o soğuk sessizliği bir türlü fırlatıp atamadım.
Gidişinle devrildi ömrümün direği, gökyüzü üstüme çöktü sanki,
Bu acının tarifi yok, bu yaranın yeryüzünde bir merhemi yok ki...
Kuşlar bile sustu artık, ağaçlar yas tutuyor senin ardından,
Nasıl koptun gittin söyle, o canımdan çok sevdiğim canından?
Ben bu koca ömrü, senin geçeceğin o çetin yollara serdim,
Hiç bitmeyen, hiç dinmeyen bir ölümcül hasretin nöbetine girdim.
Bakışın hançer gibiydi, hâlâ saplı durur en derin penceremde,
Bir yudum su gibi muhtacım, o ürkek, o can feda sersemliğine.
Şimdi hangi toprağa baksam, orada senin o mahzun yüzün var,
Bütün patikalar kapandı, bana artık bu koca dünya dar!
Hangi zalim rüzgar kopardı seni o asil, o dokunulmaz yurdundan?
Hangi kara toprak anlar senin o incinmiş, o yaralı ruhundan?
Sen gezdikçe bu çorak, bu kimsesiz topraklar baştan başa canlanırdı,
Dağcılarım, ah benim erken solanım, seninle bu hoyrat dünya anlamlanırdı.
Gittiğin günden beri her nefeste adını sayıklar durur bu can,
Sensiz buralar ıssız, sensiz buralar zindan, can ceylanım…
Musalla taşında kaldı sanki gençliğim, ümitlerim, her şeyim,
Sen toprağın altındasın ya, ben yaşayan bir ölüyüm, nideyim?
Uzaklarda bir çoban ateşi yanar şimdi, dumanı tüter ama sönmek bilmez,
İçimdeki bu yangın, bu kara saplantı, senden başkasıyla asla geçmez.
Korkma, ürkme gittiğin o karanlık kuytularda, saklanma benden;
Bu can ayrılır mı sandın, o toprağa verdiğim kutsal bedenden?
Ben seni söküp atamam, sen artık bu göktesin, bu fırtınadasın,
Ben seni nakşetmişim bu sarp yollara, sen benim dinmeyen sızımsın…
Yamaçları kara duman sarmış, patikalar büsbütün dar,
Sana ulaşmak, zifiri karanlıkta uçurumlardan atlamak kadar…
Gözlerinde o son gece kalmış, saçlarında serseri bir rüzgar,
Nereye gidersen git, o benzersiz kokun bu vahşi dağlarda kalır.
Adım adım izini sürdüm, her taşın altına feryadımı gömdüm,
Ben senin yolunu gözlerken, meğer her gün biraz daha öldüm.
Sen, sarp kayaların arasında açan o en inatçı, o en mağrur çiçek,
Bir kere dokunsam, bir kere sesini duysam ömrüm tazelenecek.
Ama şimdi ayak seslerin yankılanmıyor o ıssız vadilerde,
Yokluğun, buz tutmuş bir çığ gibi her gün büyüyor içimde.
Yetişemedim sana, o sarp geçitleri aşıp da elini tutamadım,
Seni benden alan o soğuk sessizliği bir türlü fırlatıp atamadım.
Gidişinle devrildi ömrümün direği, gökyüzü üstüme çöktü sanki,
Bu acının tarifi yok, bu yaranın yeryüzünde bir merhemi yok ki...
Kuşlar bile sustu artık, ağaçlar yas tutuyor senin ardından,
Nasıl koptun gittin söyle, o canımdan çok sevdiğim canından?
Ben bu koca ömrü, senin geçeceğin o çetin yollara serdim,
Hiç bitmeyen, hiç dinmeyen bir ölümcül hasretin nöbetine girdim.
Bakışın hançer gibiydi, hâlâ saplı durur en derin penceremde,
Bir yudum su gibi muhtacım, o ürkek, o can feda sersemliğine.
Şimdi hangi toprağa baksam, orada senin o mahzun yüzün var,
Bütün patikalar kapandı, bana artık bu koca dünya dar!
Hangi zalim rüzgar kopardı seni o asil, o dokunulmaz yurdundan?
Hangi kara toprak anlar senin o incinmiş, o yaralı ruhundan?
Sen gezdikçe bu çorak, bu kimsesiz topraklar baştan başa canlanırdı,
Dağcılarım, ah benim erken solanım, seninle bu hoyrat dünya anlamlanırdı.
Gittiğin günden beri her nefeste adını sayıklar durur bu can,
Sensiz buralar ıssız, sensiz buralar zindan, can ceylanım…
Musalla taşında kaldı sanki gençliğim, ümitlerim, her şeyim,
Sen toprağın altındasın ya, ben yaşayan bir ölüyüm, nideyim?
Uzaklarda bir çoban ateşi yanar şimdi, dumanı tüter ama sönmek bilmez,
İçimdeki bu yangın, bu kara saplantı, senden başkasıyla asla geçmez.
Korkma, ürkme gittiğin o karanlık kuytularda, saklanma benden;
Bu can ayrılır mı sandın, o toprağa verdiğim kutsal bedenden?
Ben seni söküp atamam, sen artık bu göktesin, bu fırtınadasın,
Ben seni nakşetmişim bu sarp yollara, sen benim dinmeyen sızımsın…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.