7
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma

ey gönlümde susarak yükselen ses,
nereden geldin, hangi dilden çağırdın beni?
ne bir ezan gibisin ne bir feryat,
ama içimde kıyam eden bir kelâmsın,
nida.
bir harf gibi düştün gönlümün ortasına,
bir elif oldun önce, dik ve sessiz.
sonra büyüdün içimde,
sessizliği yırtan bir aşk oldun,
sükûtta yankılanan bir “gel!”...
ben geldim.
ayağımda yorgunluk, elimde hiçlik.
gözlerimde arayış, dilimde secde.
sen çağırdın, ben duydum.
duyan, zaten çağırtana aittir.
yalnız gecelerde seni sordum,
rüzgara, suya, eski kitaplara.
her şey sustu, bir tek içim cevap verdi:
o çağırıyor...
o’dur nida eden.
ey ses!
ey adı konmayan ışık!
ey yalnız kalbe yazılan davet mektubu...
varsam sana, kim durdurur beni?
durursam, kim kaldırır beni?
ben artık bir sesin izindeyim,
adı yok, ama her şeyde var.
sözde değil, susuşta yankılanan.
aşkı söyleyen, ama hiç konuşmayan.
ben, onunla yanıyorum şimdi.
nida...
bir çağrıdan fazlası.
bir kapı belki,
ya da o kapının ardındaki sır,
gel.
*
Mehmet Demir
12616
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.