4
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
38
Okunma

YAŞMAKLI YOLCU
Fevzi Emir Yılmaz
Sabah seheriyle düşmüş yollara,
Elleri cebinde, önünde başı.
Yolu nerden düşmüş karlı dağlara,
Soğuktan buz tutmuş kirpiği, kaşı.
Üstünde bir hırka, başında yaşmak,
Hızlı adımlarla geçip gidiyor.
Onun işi miydi dağları aşmak?
Sanki karakışla alay ediyor.
Ardından koştum da yetişemedim,
Küheylan misali coşmuş gidiyor.
Seslenip adını söyleyemedim,
Sordum soruşturdum, kimse bilmiyor.
Ne dertler taşırmış garip sineler,
Her yüreğin ayrı kederi varmış.
Gün görmeden geçmiş onca seneler,
Şu cümle yeryüzü dertliye darmış.
İçime dert oldu kimin nesiydi,
İlk defa görmüştü gözlerim onu.
Görünen o değil, elbisesiydi,
Gül gibi solmuştu renginin tonu.
Dilerim ki bulsun aradığını,
Kimsesiz kalmasın fâni dünyada.
Kim ne bilsin neler yaşadığını,
Sararıp solmadan ersin murada.
Der Emrullah oğlu, düştüm hayrete;
Hayat bazen zehir, bazen de şerbet.
Âşıktır ezelden kader gayrete,
Sılası yâr olan kavuşur elbet.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.