2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
37
Okunma

Zaman hiç bir şeyi geri getirmez.
Yara hâlâ oradadır..
Bir gün mutlaka herkes gider.
Sokak lambalarının altında unutulan gölgeler gibi
Birer birer eksilir sesler.
Çay bardaklarında soğuyan dudak izleri kalır yalnız.
Bir fincanın kulpunda, yarım kalmış bir hayatın sıcaklığı kalır.
Önce kuşlar gider;
Sabahı omzunda taşıyan serçeler
Çatılardan çekilir sessizce.
Rüzgâr unutur sokakların adını,
Yollar ayak seslerine küser.
Kaldırımlar, sessizce taşır üstlerinden geçen yalnızlığı.
Kapanır kapılar ardı ardına.
Evlerin içinde eski fotoğrafların sade tozu gezinir.
Masa, üstündeki elleri;
Sandalye, yarım kalan sohbetleri özler.
Sonra…
Sonra kalp kapanır kendi mahzenine.
Ne bir vedaya
Ne de dönüş ihtimaline ihtiyaç duyar.
İçinde büyüttüğü bütün baharlar,
Kurumuş nehir yatağı gibi çatlar…
Bir gün mutlaka herkes gider.
Kitaplar kapanır.
Kelimeler, kurumuş gül yapraklarının altında unutulur.
Zaman ilerledikçe
Duvarların sesi çıkar ortaya.
Çatlaklar konuşur kendi dilinde.
Ne eski kahkahalar duyulur
Ne de o şarkılı, şiirli serenatlar…
Otobüsler geçer bomboş duraklardan;
Yarım konuşmalar,
Küçük sevinçler,
Kolay inanışları taşır yolcu niyetine.
Kalır geride hüzünler, kederler, acılar
Ve küllenmeyen anılar…
Gökyüzü, içi morarmış yaraya dönüşür.
Koynundaki bulutlar, eski mektupların kokusunu sürükler durmadan.
Bir gün mutlaka herkes gider .
Yollar ayrı, gidilen şehirler başka…
“Yarın” diye plan kalmaz masada.
Sarılmalar teselli vermez.
Dokunuşlar azalır,
Öpüşler hissizleşir,
Bakışlar uzaklaşır.
Tenin, bir kadavra gibi yatar ruhunun yıkık enkazında.
Bir gün mutlaka herkes gider.
Beklemek anlamsız, kavuşmalar sıradanlaşır.
Cümleler kısalır,
Şiirler yaralanır,
Hayaller nefessiz kalır.
Aşkın aman dileyen son çırpınışları da
Usul usul kaybolur göz saçaklarında…
Bir gün mutlaka herkes gider.
Ay, göğün ortasında kırılmış mezar taşı gibi eğik durur.
Kendi cenazesini taşır yorgun omuzlarında.
Göz göze gelirsin
Yastığın soğuk tarafında kalan yarım uykuyla.
Saat üç olur, dört olur…
Parmaklarının arasında eriyen sigarada
Zaman seni de kendisiyle yakar.
Büyümenin bedelini,
Yağmurdan sonra toprağa sinmiş çocukluğunun üzerinden
Kanatlanıp uçan anne kokusu ile ödersin.
Koridorlarda yankılanan adımların eksikliğini,
Babanın artık hiç olmayacak ayak sesinden fark edersin.
Kapının kilidi döner kendi içinde yavaşça;
Ama kimse,
“Ben geldim…” diye seslenmez artık dışarıda.
Sesler azalır,
Gölgeler silinir,
Kokular tükenir,
Hatıralar dağılır…
Bağdaş kurup yalnızlığınla,
Anbean gözlerinin önünde ölüp yok olan evini izlersin yıllarca.
Fırat YETİŞ
Ankara
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.