6
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
312
Okunma

Öyle bir zamandayız ki;
İnsan kalabilmek için bile savaşıyoruz.
Önce tohumu vurdular toprağın rahminde,
Yeşersin diye duayı yamaladılar dilimize.
Oysa bizler yasaklı bir dilin çocuklarıyız.
Allah’ım, sen anla sessizliğimizden;
ki biz seversek gözlerimizden başka lisan bilmeyiz.
Coğrafyanın kadersizliğinden almışız esmer yüzlü gülüşlerimizi.
Bir küp kırığı,
bir kemik,
bir yarım harf…
Bin yıllık suskunluğu taşıyoruz avuçlarımızda.
Avuçlarımız patlamaya ramak kalmış bir mayın tarlası.
Yakılmış köyler,
susuz bırakılan nehirler,
göğe kaldırılmış boş testiler…
Dağ kekiğinin kokusundan biliriz yaşamanın asil direncini.
Yaşamak dedim ya…
Yetim bir masal gibi dolaşır zaman;
kayıp giden, tutamadığımız ömrümüz gibi.
Taş duvarların oyuklarından sızar,
sahipsiz tozlu ceketin delikli ceplerini yurt edinir.
Gah zılgıt,
gah halay,
gah çeyiz sandığının anahtarı…
En çok da baba evinden çıkarken gelinin döktüğü gözyaşlarıdır masallar.
Bizlere kalan tek mirastır;
aşklarımız,
kavgalarımız,
ağıdımız,
türkülerimiz,
şiirlerimiz,
insan kalma savaşımız…
Aç karnına uyuyup büyüdüğümüz,
zengin sofralı rüyalarımız
ve bir bir ölürken yaşatmaya yemin ettiğimiz alın terimiz.
Ölüm dedim ya…
Başkalarının sınır koyup çizdiği hikâyedir hayatlarımız.
İki nehrin karşı kıyısında beklemeye benzer kavuşmalarımız.
Bu yüzdendir kuşların kanatlanmasına bu denli iç çekişimiz.
Göğsümüzde taşıdığımız dermansız yaradır;
kabuğu her gün acımadan defalarca soyulan…
Bir ağıdın ötesini bilmedi ki döşümüz.
Yine de biliriz;
en kurak hikâyenin bir yerinde saklıdır umutla beklediğimiz bereketli yağmurlarımız.
Umut dedim ya…
Eşiğe çökmüş annenin dizlerinde katlı duran gömleğin yamalı parçasıdır umut.
Her tarafı masmavi ama yaması simsiyah…
Öğretti bize ve gösterdi de gece;
zifirin içinde gülümseyen günahsız ışığı.
Anladık; toprak aldığını geri vermez.
Hiçbir ninni mezar taşına ulaşmaz.
Eksilir sofradan bakır bir kap daha,
kırılır kaşık kendi içinde.
Yine de inanırız.
Gördük şükür, bire bin veren tohumdan.
Biliriz ki bölüşmek çoğalmaktır.
Çoğalmak dedim ya…
Buralarda çocuklar ya hep aynı yaşta kalır
ya da kundaksız bir sabahın koynunda uyutulur.
An var ki baş belası yoklukla öğütülür.
Ama hep durmadan yıllar sadece anaları yaşlandırır.
Belki bir taş,
bir kuş,
bir bulut duyar diyedir ana feryadı…
Büyüdükçe öğrendik;
ölüm ve yaşam arası vazgeçilmez tek yer, insan için ana kucağıdır.
İnsan dedim ya…
Burada insan kendi yarasından değil,
başkasının acısından doğar.
Biliriz ki ; çatladı mı insan kalbi sözümüzle,
yüzyıllar boyu eksilmez sızılı yankısı içimizde.
İnsan işte tek kelime…
İnandık, iman ettik.
Tam uçurumdan düşecek iken
tutarız avuçlarımızı kanatırcasına, sımsıkı harflerinden…
Fırat Yetiş
Ankara
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.