12
Yorum
46
Beğeni
5,0
Puan
409
Okunma


Vurulmuş bir ah gibi dolaşıyor kanımda yokluğun.
Zilan..
Kırık kaburgamın kaynamayan boşluğu,
Yüzümde bin yıllık sürgünün gölgesi,
Gözlerimde kurşuni gecenin sessizliği…
Kırbaç izi gibi içimden geçen çocukluğum;
Kendi kıyametine geç kalan günahkâr bir yolcu gibi
Ömrümün bütün ağırlığını sırtımda taşıyorum.
Senden sonra;
Hiçbir şehre ait olamadım,
İçimdeki boşluğu dolduramadım.
Yaşadığım evlerin içinden, yorgun ayak uçlarıma basarak sessizce geçtim.
Kırılmış zamanı onarmaya çalışırken çatladı ellerim.
En çok kalbim, Zilan…
En çok, kalbimin içerisinde biriken mezarlığa ağıtlar yaktım.
Annemin sandığında asırlardır duran beyaz tülbent gibi kokar
Henüz duvağı açılmamış düşlerim kadar ürkektin.
Bebekliğini kaybetmemiş bir ninni kadar temiz,
Bir köy sabahında camlara vuran pus kadar narindin.
Söylesene Zilan,
Şimdi hangi dağın eteğinde büyür ceylan gözlerin?
Hangi yersiz yurtsuz nehir süzülür avuçlarının içinde?
Hangi türkü alır sesindeki o titrek ince sızıyı?
Söyle Zilan,
Hangi akşamın dinginliği
Kirpiklerine çöken yorgunluğu alır şimdi?
Tendürek Dağı’nın kekik kokulu rüzgârı,
Fırat’ın sabırsız akışı,
Dicle’nin derin sessizliği,
Mezopotamya’nın yitmeyen masalı…
Hangi derviş sana telkin etti
Cudi’nin bağrından kopup sessizce gitmeni?
Dön Zilan…
Yoksa bütün coğrafyanın çektiği acıların günahı senin boynuna.
Munzur hiç böylesi ç’ağlamadı,
Ararat kendi yalnızlığına bu kadar kırgın bakmadı.
Süphan, üstünde duran kardan bu denli korkmadı.
Yitirdi Botan direncini;
Dengbejlerin dudağından dökülmeden
Stranlar ikiye ayrıldı.
Surlara sırtını döndü güneşin burçları.
En çok ellerim, Zilan…
En çok ellerim, babasını yitirmiş bir çocuk gibi taşıdı bu sevdanın acısını.
Çocuk aklımla ettiğim dualar kadar,
İnanarak sevdim seni…
Öyle yer ettin ki içimde,
Yalnızlığıma bile işliyor tütün kokan ellerin!
Allah’ım, sen çöz suskunluğumun kilidini;
Yoksa kime, nasıl anlatabilirim bikesliğimi?
Ne yana baksam,
Henüz toprağa düşmemiş keder kadar ağır,
Bulutun rahminde sızlayan yağmurları görüyorum.
Oysa kaç zamandır çoraklaşan bedenimden yükseliyor
Usul usul çürüyen susuz tohumların feryatları.
Her akşam,
Kanatlarında kül rengi umutlar taşıyan göçmen kuşlar konar
Dalları kırık döşüme.
Ve hangi geceye koysam başımı,
Ayrılık, kırık ay misali zamanı böler orta yerinden.
Kehribar yüreklim,
Zılgıt seslim…
Hangi göğün darağacında unuttun beni?
Hangi kuyunun dibinde eskittin adımı?
Çöl bakışlım,
Bedevi ruhlum…
Hangi harabenin duvarına astın yarım kalan sevgimizi?
Hangi kör kurşun vurdu içimizdeki baharı?
Bakışlarım, ayak sesinin geleceği eşikte yaşlandı.
Söylesene, ruhumu kasıp kavuran yılkı atım;
Hangi keder gömdü içimizde büyüyen çiçekleri?
Ve hangi uçsuz bucaksız bozkırda kaybettin bana dönen yolları?..
Fırat Yetiş
Ankara
5.0
100% (25)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.