0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
94
Okunma
Bir gün bütün canlılar toplansa bir ovada,
Kurt, serçe, karınca, balina, ceylan, aslan.
Ve deseler ki:
“Hesap vakti geldi, yargılanacak bir tür var bugün.”
Kimse birbirinin adını vermezdi.
.
(Çünkü aslan açlıktan öldürür,
Kaplan karnı doyunca avını bırakır,
Arı korkudan sokar,
Karınca yuvasını korur.)
Ama bir tür var ki;
Tokken de öldürür,
Korkmazken de vurur,
İhtiyacından fazlasını yağmalar,
Geleceği bugünden çalar,
Kendi soyunu bile açlığa mahkûm eder.
.
Suyu zehirli bir irine çevirir,
Plastikten yeni kıtalar yaratır okyanusta.
Sonra da şaşırarak bakar:
“Bu güneş neden bizi yakıyor?” diye.
.
Bir tür var ki;
Toprağın kalbini deşer,
Havayı zehirler.
Denizleri çöplüğe,
Ormanları mezarlığa döndürür.
Sonra da dönüp sorar:
“Bu iklim neden değişiyor?”
Biz hiçbir zaman
Göç eden kuşların yoluna duvar örmedik.
Gökdelen dikmedik.
.
Biz hiçbir zaman
Bir nehri para uğruna zehirlemedik.
Gölü kurutup, üzerine özel mülkiyet yazmadık.
Güneş ışığına fatura kesmedik.
Gölgeyi satmadık.
.
Biz hiçbir zaman
Dikenli tellerle dünyayı bölüp,
Pasaportlar icat edip, vizeler koyup
"Burası benim" demedik.
Bir damla petrol için, insan öldürmedik.
Ama insan denilen tür,
Yere göğe sınırlar koydu.
Haritalar çizdi.
Tel örgüler çekti.
Bayraklar dikti.
Sonra o çizgiler uğruna
Milyonları toprağa gömdü.
Oysa doğada,
Bir sincap başka sincabı,
“Benim dilim senin dilinden değerlidir,” diyerek küçümsemez.
Bir karınca başka karıncaya,
“Senin derinin rengi benimkinden çirkindir,” demez.
Bir güvercin başka güvercine,
“Benim dinim seninkinden üstündür.” diye kin beslemez.
Bir göçmen kuş sürüsü,
Kanat çırpış ritmi farklı diye
Yoldaşını sürüden dışlamaz.
İnsan;
Taşı oydu,
Demiri eğdi,
Madeni eritti,
Camı şekillendirdi,
Ateşi evcilleştirdi.
Sonra bütün bunlarla
Birbirini yakmayı öğrendi.
.
Gezegenleri keşfetmeyi, aya gitmeyi öğrendi.
Yapay zekâyı, atomu parçalamayı öğrendi.
Gen haritalarını çözmeyi, kendi kopyasını çıkarmayı öğrendi.
Ama hâlâ
Vicdanlı, merhametli adaletli olmayı,
Haksızlığa ve zulme karşı durmayı,
Açları doyurmayı,
Doğayı korumayı,
Tam öğrenemedi.
.
Yoksul bir çocuğu sevindirmeyi,
Endişeli bir annenin yüreğindeki korkuyu söndürmeyi,
Çaresiz bir babanın gözündeki hüznü dindirmeyi,
Tam öğrenemedi.
Ama,
Hâlâ silahlara devasa bütçe ayırıyor.
Doğayı dolar olarak görüyor.
Hâlâ denizleri çöplük yapıyor.
Hâlâ hırsı uğruna türleri yok ediyor.
.
Hâlâ kafesler kuruyor.
Hâlâ kürkler yüzüyor.
Hâlâ eğlence uğruna acı üretiyor.
Hâlâ milyarlarca canın ortak yuvası dünyayı sadece tek kendisinin sarayı sanıyor.
Oysa dünya,
Havasıyla suyuyla,
Taşıyla toprağıyla,
Ağacıyla yaprağıyla,
Bir karıncanın da evidir.
Bir serçenin de.
Bir sokak köpeğinin de.
Bir balinanın da.
.
Bir fokun da yuvasıdır,
Bir kutup ayısının da.
Bir sokak kedisinin de,
Bir kelebeğin de.
.
(-Bir canlıyı sevebilmek,
Dünyaya sahip olmaktan daha değerlidir.-)
Bizim adımıza hakaret edersiniz;
“O hayvan!” dersiniz.
Oysa belki de
Yeryüzünün en ağır hakareti,
Hayvan olmak değil,
Vicdanını kurutmuş,
Merhametini unutmuş insan olmaktır.
Bizim pençelerimiz var.
Onların silah fabrikaları.
Bizim dişlerimiz var.
Onların
tankları, topları, füzeleri.
Bizim içgüdümüz var.
Onların hesap kitapları.
Biyolojik silahları, dronları.
Bizim yarın kaygımız yok.
Onların borsaları, hisseleri, kâr hırsları var.
Bir dağı delip maden ararken
“İstihdam” dersiniz.
Bir kıyıyı betona gömerken
“Turizm” dersiniz.
Bir canlıyı avlarken
“Spor” dersiniz.
Sonra dönüp aynaya sorarsınız:
“Doğa bize neden düşman?”
.
Bir serçenin yuvasını bozup
“İmar” dersiniz.
Bir ormanı devirip
“Yatırım” dersiniz.
Bir nehri boğup
“Kalkınma” dersiniz.
.
Sonra dönüp bize vahşi! dersiniz:
“Vahşi olan kim?”
Bütün bu yıkımın ortasında
doğayı suçlayan hep sizsiniz.
Vahşi damgası yiyen hep biziz.
.
Şimdi söyleyin.
Bir tavşanın korkusu mu daha masum,
Yoksa bir düğmeye basıp
Şehirleri haritadan silen akıl mı?
.
Türler mahkemesinde
Sanık sandalyesine hangimiz oturmalı?
Kimin kalemi kırılmalı?
.
Kanadı olanlar mı,
Yoksa vicdanı kuruyanlar mı?
.
Karar sizin…
Şimdi soruyorum:
Yaşamak isteyen kuş mu suçlu,
Yoksa onun göğünü satan,
Ağacını kesen,
Havasını zehirleyen,
Neslini tüketen,
Göç yollarını kapatan mı?
.
Karar sizin…
Şimdi soruyorum:
Sadece nefes almak isteyen ceylan mı suçlu,
Yoksa,
Kâr uğruna göğü karartan,
Nehir yataklarını kurutan
Ovalara fabrika kuran,
Ormanları haritalardan silip, dolarları cebine koyan,
Yeryüzünü miras değil
Ganimet sayan mı?
.
Karar sizin…
İNSANLIĞA NOT:
Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda,
İnsan, paranın yenmediğini anladığı o son durakta;
Ne bir mahkeme kalacak geriye, ne de bir sanık kürsüsü.
Sessizlik kaplayacak evreni, bitecek türlerin öyküsü.
.
Davada
ne kurt tanıklık edecek,
ne ceylan,
ne de göç yollarını kaybeden kuşlar.
Çünkü onların nesli çoktan tükenmiş olacak.
.
İnsan kendi yarattığı çöplüğün ortasında,
hem cellat olacak,
hem kurban,
hem de kendi infazcısı.
Mahkeme salonunda
yalnız 3-5 aç gözlü insan kalacak.
Sanık da o olacak,
tanık da,
hâkim de.
.
Ve insan ilk kez anlayacak;
Yeryüzü ona ait değildi,
sadece emanet edilmişti.
Toprak onun kölesi değildi,
kendisi toprağın bir parçasıydı.
Ve dosyanın son sayfasına
bir kaç cümle yazılacak:
“Yeryüzünde kendini en zeki sanan tür,
her şeyi öğrendi,
Ama doğa ile uyumlu
yaşamayı öğrenemedi.”
“Dünya ona bırakılmıştı.
O ise mirasını tüketip geleceğini yok etti.”
.
“O mağrur tür,
Atomu parçaladı, yapay zekayı keşfetti, gökyüzünü fethetti ama,
kendi hırsının karanlığında boğuldu.
Kendine bir saray inşa etmek isterken,
Sahip olduğu tek yuvayı da kaybetti.”
Karar kesin.
İtiraz yolu sonsuza kadar kapalı.
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank, 2018.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.