0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma

Seni tanıdığımda,
bir insanın gözlerinde bu kadar çok kış taşınabileceğine inanmadım.
Çünkü sen konuşurken
sesinin kıyısında usulca çöken bir akşam vardı;
yorgun, kırılmış,
ama hâlâ göğe bakmayı unutmamış bir akşam…
Seni tanıdığımda,
dünyanın bazı kadınlara fazla ağır geldiğini öğrendim.
Omuzlarına bırakılmış yılların,
paslı bir kapı gibi gıcırdayan anıların,
geceleri uykundan çalan korkuların olduğunu gördüm.
Ve sen,
bütün bunları bir çiçek inceliğiyle taşımaya çalışıyordun.
Bir insan nasıl olur da
hem bu kadar kırılmış
hem de bu kadar merhametli kalabilir diye düşündüm uzun uzun.
Çünkü senin kalbin,
üzerine binlerce kez basılmış bir bahçeye benziyordu;
toprağı yaralıydı ama
orada hâlâ papatyalar büyüyordu.
Seni tanıdığımda,
gülümsemenin bazen bir savunma biçimi olduğunu öğrendim.
İnsanların “iyi misin?” sorusuna
gözlerini kaçırarak cevap verenlerin,
aslında içlerinde koca bir enkaz sakladığını…
Senin içinde
kimsenin bilmediği bir deprem vardı.
Sessizliği bile yorulmuş bir kadın gibi taşıyordun.
Bazı geceler konuşurken
kelimelerin titriyordu;
sanki her cümlenin arkasında
yıllardır susmuş bir çocuk ağlıyordu.
Ben seni dinledikçe
hayatın sana ne kadar acımasız davrandığını gördüm.
Bir kuşu yağmur altında unutmuş gibiydi dünya seni.
Üşümüşsün…
Hem de çok.
Ama yine de
bir başkasının yarasına merhem olmaya çalışıyordun.
İşte buna hayrandım.
Çünkü sen,
kendi canı yanarken bile
başkalarının acısına el uzatan kadınlardandın.
Seni tanıdığımda,
masumiyetin hâlâ yaşayabildiğine inandım yeniden.
Kirlenmiş bir çağın ortasında
senin kalbin,
dağın başında unutulmuş bir çeşme gibiydi;
soğuk, berrak
ve kimse bakmasa da akmaya devam eden…
Belki de en çok buna yandım.
Bunca ihanetten sonra
hâlâ insanlara inanabilmene…
Bunca karanlıktan sonra
içinde küçücük de olsa bir ışık saklayabilmene…
Bazen sana baktığımda
camdan yapılmış bir kalbi ellerimde tutuyormuşum gibi hissediyordum.
Biraz sert konuşsam parçalanacaktın sanki.
Ama sonra fark ettim;
sen kırılgan değildin yalnızca,
aynı zamanda inanılmaz güçlüydün.
Kim bilir kaç gece
karanlık tavana bakıp sessizce ağladın…
Kim bilir kaç kez
“Artık yoruldum,” dedin içinden
ama ertesi sabah yine insanlara umut gibi göründün…
İnsan bazen
en çok güçlü görünenlerin içinde kopan fırtınaları fark edemiyor.
Sen de öyleydin işte.
Dışarıdan sakin bir deniz,
içeride batmış gemiler taşıyan bir liman…
Seni tanıdığımda,
bir kadının yüreğinin ne kadar büyük olabileceğini gördüm.
Senin kalbin,
kendine yer bulamayan herkese kapısını açan eski bir ev gibiydi.
Yorgundu…
Duvarları çatlamıştı belki
ama içi hâlâ sıcacıktı.
Şimdi ne zaman seni düşünsem
aklıma hep aynı şey geliyor:
Bazı kadınlar vardır,
onları sevmek bile insanın içini değiştirir.
Senin hüznün bile güzeldi.
Çünkü içinde kötülük yoktu.
Çünkü sen,
hayatın hoyrat ellerine rağmen
kalbini taş yapmamayı başarabilmiş nadir insanlardandın.
Seni tanıdığımda,
bir insanın en büyük savaşını
sessizce verebileceğini öğrendim.
Senin suçun kötü insanlara denk gelmekti…
Benim Suçumsa, seni onların arasında yalnız bırakmak.”
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.