1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
82
Okunma
Adam dediğin, vitrinlerde parlayan o majör havalardan olmaz,
Gürültülü puntolarla yazılmaz adı, her rüzgarda savrulmaz.
Ceketi yamalı olsa da ruhu terzi elinden çıkmış gibidir,
Kendi söküğünü dikerken bile başkasının üşümesine eğilir.
Yolu yokuş olur, ekmeği ise taştan çıkarılmış sabır,
Bir nasırlı ele bakınca, içinde koca bir orman ayaklanır.
Emeğe saygı duymayı, secdeye varmak gibi kutsal bilir,
Alın terinin damladığı yerde, ceketini ilikler de eğilir.
Öyle kılçıklı cümlelerle, batıcı dillerle konuşmaz adam,
Yüreği berraktır, sözünde ne bir hile vardır ne de bir gam.
Boğazından geçen her lokmanın hesabını rüzgara bile verir,
Gölgesi ağır olsa da, kimsenin üstüne karanlık gibi sinmez, erir.
Adam dediğin, ekmek yediği sofraya sırtını dönüp gitmez,
Tuz bastığı yarayı unutmaz, nankörlüğe prim vermez.
Emeğin hakkı kutsaldır onda, çiğnetmez kimsenin gururunu,
Yüreği merhametle demlenir, kaybetmez asaletini ve nurunu.
Sahiplenmek dediğin, bir gölge gibi sessizce arkasında durmaktır,
Yarin saçının tek bir teline, dünyaları siper etmektir.
Kuru bir hevesle değil, bir ömürlük yeminle sarılır sevdiğine,
Adam olan, yüreğini mühürler de verir sevdiğinin eline.
Bir ömür boyu eğilmez ama bir vefa borcu için bin yıl bekler,
Helal lokmanın yanına sadece alın terini ve sabrını ekler.
İnsanlığı bir emanet gibi taşır, ziyan etmez tek bir zerreyi,
Adam dediğin; yıkılsa da dimdik tutar içindeki o gizli kaleyi.
Bir Yusuf Hayaloğlu rüzgarı gibi, sessiz ama derinden akar,
Dağ gibi durur yerinde, ama bir mazlumun ahıyla dünyayı yakar.
Şanı şöhreti değil, bıraktığı o tertemiz izi taşır sırtında,
Adam dediğin; bir başına kalsa da, doğrunun tam ortasında...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.