1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
108
Okunma
Artık rüzgârın peşinden koşmuyorum; yırtılan yelkenlerimi, o sökük şafaklarda dikmeye çalışmıyorum.
Sana giden yolların o sert asfaltına başımı koyup uyudum ben; uyandığımda yüzümde kaldırım taşlarının o soğuk, o nasırlı izi vardı.
Yorulmuşum...
Sırılsıklam bir kavganın orta yerinde, meğer en çok kendi sesimin yankısından yara almışım.
Hani her akşamüstü bir "neredesin" fırtınası koparırdım ya; hani telefonun o sağır ucundaki sessizliğe canımı asardım...
İşte o hatlar koptu, o direkler devrildi içimde.
Şimdi hangi iklimin kucağında serpilirse serpilsin adın; benim haritamda artık sana çıkan tek bir patika, tek bir tozlu yol bile yok.
Ardından koşarken ayakkabılarımın altı değil, ruhumun o nasır tutan sabrı aşındı.
Bir çocuk gibi "gitme" diye paçana yapışan o feryat, şimdi derin bir sessizliğe gömüldü.
Anlatmaktan dilimde tüyler bittiği için değil bu suskunluk; dilimde yangınlar söndü, geriye sadece buz gibi külleri kaldı.
Sana kendimi bir destan gibi açmıştım oysa; her sayfasını ezberle, her satırını ciğerine çek diye altını çizmiştim sevdamın.
Sen ise bir dipnot bile düşmedin o koca boşluklara.
Mademki bu aşkın lügatinde karşılığım koca bir "hiçlik" oldu; o halde ben de kelimelerimi cebime doldurup gidiyorum.
Şunu iyi bil:
Susmak, bazen en okkalı küfürden daha çok acıtır; ben sustukça, sen kendi gürültünde boğulup gideceksin.
Sana bir daha "neredesin" diye sormayacağım.
Çünkü biliyorum; gönlü bende olmayanın adresi, hangi şehirde, hangi lüks semtte olursa olsun, bende artık sadece "kayıp" hükmündedir.
Koşmuyorum artık gölgenin peşinden. Gölgen bile benden kaçarken, ben kime sığınırdım zaten?
Bir vedanın namlusuna sürdüm bütün kırgınlıklarımı; tetiği çektim ve içimdeki bütün o süslü kelimeleri infaz ettim.
Bundan sonra ne bir sitem, ne bir çağrı, ne de o beyhude bekleyişler...
Sesim bir uçurumun dibine yuvarlandı.
Duymuyorsan, dönmüyorsan, bilmiyorsan; eyvallah!
Artık hangi limanda demir atarsan at, hangi yabancı kentin sahte ışıklarında harca gençliğini.
Benim içimdeki o devasa tiyatro kapandı artık; ışıklar söndü, sahne boş, koltuklar sahipsiz, alkışlar kesildi.
Bir zamanlar uğruna dünyayı ateşe verdiğim o devasa yangın, şimdi bir sigara izmariti kadar bile ısıtmıyor ellerimi.
Gözlerimin ferini, ömrümün kredisini senin yolunda tükettim.
Kendi içime döndüm; kapıları üst üste kilitledim ve mühürledim.
Hani demiştin ya bana, "bu kadar koşma, yorulursun" diye...
Bak, dediğin oldu; yoruldum ve olduğum yere yığıldım.
Ama sanma ki bu bir yenilgi, sanma ki bir teslimiyet!
Bu; senden vazgeçmenin en asil, en sessiz, en delikanlı tavrıdır.
Bundan sonra ne adın geçer soframda, ne de izin kalır şu yorgun odamda.
Seni, şifresini çoktan unuttuğum eski bir kasa gibi bıraktım mazinin tozlu rafına.
Sustu telleri sazımın, dindi içimdeki o deli fırtına.
Artık sağır bir boşluktan ibaretsin bende.
Son sözümü söyledim, kendi hükmümü verdim ve sustum!
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.