3
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
İnsan bazen başkasına değil…
en çok kendine yabancılaşır.
Aynaya bakarsın, yüzün aynı… ama içindeki sen yoktur artık.
Gözlerin kaçar kendi gözlerinden,
çünkü gördüğün şey hatıra değil… pişmanlıktır.
Benliğinden utanmak öyle bir şey ki…
kimse seni yargılamaz ama sen kendini affedemezsin.
Kimse başını eğdirmez ama sen kaldıracak cesareti bulamazsın.
Benim eğildi…
hem de kimsenin görmediği bir yerde.
Kalabalıkların ortasında değil,
gecenin en sessiz anında…
kendi içimde çöktüm dizlerimin üstüne.
Çünkü insan bazen yaptığı hatalardan değil,
görmezden geldiklerinden utanır.
Sustuğu yerlerden…
gitmesi gerekirken kaldığı anlardan…
değerini bilmeyeni bile bile sevdiği için utanır.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Bu utanç geçmiyor…
alışıyorsun sadece.
Başı öne eğik yaşamayı öğreniyorsun,
ama içindeki o kırık ses
her seferinde fısıldıyor:
“Sen eskiden böyle değildin…”
Ve en acı tarafı da…
insan o sesi susturamıyor.
Ne kadar kaçarsan kaç,
nereye saklanırsan saklan,
içindeki o kırık yankı peşini bırakmıyor.
Çünkü bu kez yarayı açan başkası değil…
bizzat sensin.
Kendinden utanmak,
birine kızmak gibi değil…
bağırıp çağırıp rahatlayamazsın.
Herkesten uzaklaşabiliyorsun,
her şeyi geride bırakabiliyorsun…
ama kendini bırakacak bir yer yok.
Ne yapsan, nereye gitsen
o utanç seninle geliyor.
Gölge gibi değil…
nefes gibi…
içinde
Çünkü ne söylersen söyle
duyan yine sensin,
affetmeyen de…
Benim başım hâlâ öne eğik…
çünkü ben kendime verdiğim sözleri tutamadım.
En çok da “bir daha kırılmayacağım” dediğim yerde
paramparça oldum.
İnsan başkası için yıkıldığını sanıyor önce…
ama sonra anlıyor;
asıl enkaz, kendi içinde.
Ve o enkazın altında kalan
ne kalp oluyor,
ne umut…
sadece susan bir “ben” kalıyor geriye.
Şimdi konuşsam da bir anlamı yok…
çünkü en çok duyması gereken
çoktan vazgeçmiş benden.
Benliğimden utanmak değil sadece bu…
kendime yabancı kalmanın cezası.
En son şunu anlıyorsun…
insan başkasını kaybettiğinde değil,
kendini kaybettiğinde bitiyor.
Bir gün aynaya bakıyorsun…
ve tanıyamıyorsun o yüzü.
Ne eski gülüş var,
ne o içten gelen sıcaklık…
sanki yaşayan biri değil de,
sadece hayatta kalan biri bakıyor sana.
Benim hikâyemin en acı sonu şu oldu:
Seni affedebilirdim…
ama kendimi affedemedim.
Ve insan kendini affedemedi mi…
ne gece sabah oluyor,
ne yara kapanıyor.
İçimde hâlâ atan bir kalp var belki…
ama hissetmiyor.
Çünkü bazı acılar öldürmez…
yaşatır.
Ama eksik…
ama kırık…
ama sonsuza kadar yarım…
Çünkü başkası gider…
alışırsın.
Zaman geçer, izler silinir,
hatıralar bile yorulur.
Ama kendini kaybedince…
geri dönecek bir “sen” kalmaz.
Ne toparlayacak gücün olur,
ne de yeniden başlayacak kalbin.
İçinde bir boşluk değil bu…
bildiğin bir yokluk.
Ve en acısı…
kimse fark etmez.
Sen gülersin, konuşursun, yaşarsın gibi görünürsün…
ama aslında çoktan bitmişsindir.
Sessizce.
Kimse duymadan.
Kendinin cenazesinde ayakta duran tek kişi gibi…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.