1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
84
Okunma
Durup dururken değil, bir bardağı tutuşundan tanıyorum seni.
Oda hınca hınç sen dolu, oysa gözlerimi hiç açmadım.
Bir sesin var, hani bazı akşamlar perdeleri sıkıca çekersin de
Dışarıdaki deniz sadece bir uğultu olarak kalır ya, öyle...
Ben seni o uğultunun içindeki sessizlikten ayıklıyorum.
Bakmıyorum sana, bakmak biraz da eksiltmektir çünkü.
Bir rengin var senin, hiçbir paletin henüz cesaret edemediği;
Öyle bir renk ki bu, bakınca değil de sırtımı dünyaya dönünce görüyorum.
Ellerin masada duruyor, birer antika eşya gibi ağır ve kederli,
Dokunmuyorum sana ama masanın sarsılışından biliyorum parmak uçlarını.
Sonra bir otel odası gibi yerleşiyorsun zihnime,
Eşyaların yerini değiştiriyorsun, tozları alıyorsun fısıltınla.
Görmüyorum seni, ama iliklerine kadar biliyorum.
Hangi dizede durup nefes alacağını,
Hangi boşlukta aniden bir kente dönüşeceğini...
İşte böyle, kapalı gözlerle bir haritayı okumak gibi,
Seni kendimden bir parça koparır gibi, eksilerek seviyorum.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.