0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
89
Okunma
Seni yağmurlu bir günün akşamında,
on yedi yaşında gördüm ve hatırladım.
Hiç derdim yokmuş gibi, gözlerine açmak istedim kapıları.
Bir parça ekmeğe muhtaç olan, bir damla suya aşık çöl yangını gibi.
Bilmiyordum, ben de bilmiyordum bu kadar seveceğimi.
Tefekküre itilen ömrümü çıkartamadım gümüş zindanlardan.
Paslı zincirleri kırıp da kaçamadım. Çok karanlıktı, göremezdim.
Benim göremeyişimden, senin kaçtığın gibi kaçamadım ben senden.
Şimdi ihtişamlı bir hayatın sahibi olmanı dilerim sadece.
Senin için iyi dilek tütsüleri yakabilir, incinme diye dua edebilirim.
Sorma, hiç sorma bana; hakkımı helal edemem.
Aklımı gece yarısında, sessiz feryadımın birinde unuttum.
Özlemek o kadar ağır ki, tek başına yazıp okusan yeter.
Görünmez parmaklar arasında boğuluyor kalbim; hangi duaya sarılsam,
dualarda kokunu duyuyorum, dualarım sen oluyorsun, ben yine her şeyi unutuyorum en başından.
Güneşli bir günde kaybedince seni, kaynar su döktüler sanki boğazımdan,
yutkunamadım bile; tek bir kelime nasıl söyleyebilirdim?
Senin için ne kolaydı, “olmuyor” deyip gitmesi ve ne uzun bir yoldu sensizliğe gitmesi.
Kalamadım sensiz ve ziyan içinde, sesini duymaktan yarınımı unuttum.
Küçük bir merhamet bile duymadın, seviyordun acı çektikçe seni yazmamı.
Bense günden güne mefkud oluyordum senin dünyanın içinde.
Sen mutlu oluyordun, ben seni seviyordum.
Yazdıklarımda buluyordun kendini, ben sildiklerimde ölüyordum.
Ne kadar beddua etsem de sana, tövbelerime adını sığdırıyordum.
Vehim bir aşka yürürken, adını boş duvarlara yazıp öpüyordum.
Benim gözlerim seni görmüyordu, sen benim görmeyişimden kaçıyordun.
Ayrılırken hatırladığım zerrin gözlerinde küçük bir hatrım olsun istiyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.