0
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
145
Okunma
Sana bir şey söyleyeyim mi…
“Benim seni sevmeyi bırakmamam ile,
senin beni sevmeyi beceremeyişin arasında…
hayatı ne güzel mahvettik”, değil mi?
Bak, bu cümle bile yetiyor aslında her şeyi anlatmaya.
İki insan düşün… biri bırakmaya çalışıyor, diğeri tutmayı hiç öğrenemiş.
Ve ortada kalan şey… ne aşk oluyor ne de yokluk.
Sadece sürünen bir “yarım kalmışlık.”
Yıllardır beynimde kira vermeden ikamet ediyorsun.
Ne bir sözleşme var aramızda, ne de bir çıkış tarihi.
Kapıyı çarpsam gitmiyorsun,
sessiz kalsam daha çok büyüyorsun.
Biliyor musun…
Ben seni unutmaya çalışmadım aslında.
Ben sadece, seni taşıyacak gücüm kalmadığında
yavaş yavaş kendimden vazgeçtim.
Sen hiç sevemedin.
Ben ise sevmeyi bırakmayı öğrenemedim.
İşte bütün felaketimiz buydu.
Yağmurun cama usulca vurduğu o geceleri hatırlıyor musun?
Sokak lambasının titrek ışığında, gölgem bile bana yabancıydı.
İçimde biriken kelimeler, dudaklarıma kadar gelip susuyordu,
çünkü senin yokluğun, konuşmayı bile anlamsız kılıyordu.
Soğuk bir odada, eski bir koltuğun köşesine sinmiş gibiydim.
Zaman duvarda ağır ağır akarken, ben yerimde çürüyordum.
Bir fincan çayın buharında seni aradım defalarca,
ama her yudumda biraz daha kendime uzaklaştım.
Geceleri en çok ne yoruyor biliyor musun?
Sessizlik değil…
senin sesinin hâlâ içimde yankılanması.
Bir insan gider de izi kalır ya,
sen gitmedin… ama ben çoktan kayboldum.
Bazen düşünüyorum…
Eğer biraz daha kalsaydım,
biraz daha direnseydim,
değişir miydi bir şeyler?
Sonra kendime gülüyorum…
Çünkü bazı hikâyeler başından kaybetmeye yazılmıştır.
Aslında en acısı ne biliyor musun?
Sana kızamıyorum bile artık.
Kırgınlık bile yoruluyor bir yerden sonra.
İnsan, en çok affettiği yerde
kendinden vazgeçiyor.
Şimdi dönüp bakıyorum da…
Ne sen kazandın, ne ben.
Sadece…
birbirimizin içinde biraz daha eksildik.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.