1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
39
Okunma

Zaman, cebinde kırık aynalar taşıyan sinsi bir hırsızmış meğer,
Sen gurbeti yollarda sanırken,
O en çok içindeki sükûneti yağmalarmış.
Gitmeye yeltenirsin de, ruhun bir çivi gibi çakılı kalır;
Ne o şehri terk edebilirsin,
Ne de o şehre yeniden ait olabilirsin.
Öykünürsün o zaman, hiç söylenmemiş o hüzünlü şarkılara,
Kendini Nazım’ın o devasa memleket hasretinde,
Varna önlerinde atan o yorgun kalbinde bulursun.
İçinde Ahmet Kaya’nın o hiç dinmeyen hoyrat rüzgârı,
Yılmaz’ın o vakur, o sessiz mahpusluğu...
Ve Deniz’in o yirmi beş yaşındaki dinmeyen direnci,
İnce boynundaki o korkusuz ülke sevdasıyla dimdik durursun;
Yine de bir adım öteye gidemezsin o rüzgârdan.
Çünkü hayat, başladığın bir kitabın orta yerinde kopan o sayfadır;
Ne hikâyeyi tamamlayabilirsin,
Ne de o eksik sayfayı bir daha bulabilirsin.
Zamanın fahişelikten hüküm giydiği o kuytu köşelerde,
Eskidiğini, her sabah biraz daha eksildiğini fark ettiğinde;
Uzağın aslında bir yol değil,
İçinde kanayan bir türkü olduğunu anlarsın.
Anlarsın da; her şey hükmünü giyer, sen o eşikte kalırsın,
Lakin o türkü, o rüzgâr, o direnç hep kalır.
Gülşen Polat
5.0
100% (1)