2
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
44
Okunma

Kimsenin duymadığı o feryadı, kendi içimdeki uçurumlara emanet ettim; adına da ’sürgün’ dedim.
Bir ismin yıkamadığı ne varsa,
şimdi o enkazın altında kalmanın sessizliği bu."
____Gözlerinle değil, yaralarınla oku beni; o zaman gerçek edebiyatı göreceksin.
_🖋________________⛓
Karanlığın en uçurum noktasında başlıyor bu ağır mesai,
Avuçlarımda biriktirdiğim tozlu hayallerle baş başayım.
Güneşin doğuşu bile bir teselli vermiyor artık bu boşluğa,
Aydınlık, sadece senin yokluğunu daha sert vuruyor yüzüme.
~~
Kaldırımlarda bıraktığım her nefes, sanki bir firar denemesi,
Ama ne yöne gitsem, bütün yollar senin bıraktığın o sessizliğe çıkıyor.
İçimdeki bu fırtınanın hiçbir dilde karşılığı kalmadı,
Sadece sustuklarımın ağırlığı altında ezilen bir ruh var şimdi.
~~
Söylesene, insanın kendi içinde kurduğu o heybetli kaleler,
Nasıl olur da sadece bir ismin rüzgarıyla yerle bir olur?
Her karesine hüzün işlenmiş bu hayal kırıklığı sergisinde,
Ben sadece kenarda unutulmuş, rengi solmuş bir gölgeyim.
~~
Bende filizlenen ama sende karşılık bulmayan bu içli destan,
Hangi kırık kitabın son sayfası olarak yazıldı kadere?
Gerçeklerin soğukluğu iliğime işlerken her geçen dakika,
Ben hala o hiç yaşanmamış anıların kuytusunda bekliyorum.
~~
Dudaklarımdan dökülemeyen o binlerce yaralı cümle,
Şimdi hangi kuşun kanadında savrulup gidiyor kimsesizliğe?
Sesim çıkmıyor ama feryadım bütün şehri sarmış durumda,
Herkes duyuyor da, bir tek senin kalbin sağır bu sızıya.
~~
Kendi ellerimle inşa ettiğim bu yalnızlık odasında mahpusum,
Kapıları dışarıdan kilitli, anahtarları ise derin sulara atılmış.
İçeride sadece ben ve senin terk ettiğin o devasa boşluk,
Karşı karşıya oturmuş, bitmek bilmeyen bir yas tutuyoruz.
~~
Söylesene, aidiyet hissinin bu kadar uzağına savrulmuşken,
Hangi toprak merhem olur bu köksüz ve yorgun mülteciye?
Her yer yabancı, her yüz bir başkasının sahte silüeti,
Ben ise kendi yankımdan bile kaçacak bir sığınak arıyorum.
~~
Bir mektup olsa bu ömür, pulları çoktan dökülmüş olurdu,
Adresi silinmiş, alıcısı meçhul bir zarfın içinde hapisim.
Kelimeler anlamını yitireli çok oldu bu puslu iklimde,
Sadece soğuk bir nefes kalıyor geriye, havada asılı duran.
~~
Yüreğimdeki bu koru söndürecek bir yağmur yok yeryüzünde,
Aksine, yağan her damla daha da harlıyor içimdeki bu sancıyı.
Bir çıkış yolu ararken daha da derinlerine batıyorum bu bataklığın ortasında.
Kurtulmak istedikçe, görünmez bağlar daha da sıkı sarıyor boynumu.
~~
Gözlerindeki o ulaşılamaz limanı hayal etmekten yorgun düştüm,
Gemilerim çoktan battı, rotam ise belirsiz bir karanlığa emanet.
Dalgaların kıyıya vurma hırsı gibi, ben de çarptım hep aynı yere,
Ama ne kıyı yumuşadı, ne de benim fırtınam dindi bir an olsun.
~~
Sende eksik kalan ne varsa, ben onu tamamlamaya çalıştım ömrümce,
Kendi ruhumdan parçalar koparıp yamadım senin o büyük boşluğuna.
Şimdi bende ne bir bütün kaldı, ne de sende bir izim,
Sadece iki yabancı gibi duruyoruz aynı gökyüzünün altında.
~~
İşte böyle mühürleniyor bu dilsiz ve ağır sürgün,
Hangi diyara gidilirse gidilsin, kalp aynı ağrıyı taşıyor yanında.
Gidecek bir yol kalmadı, kalınacak bir şehir ise çoktan yıkıldı,
Şimdi bu sonsuz ıssızlıkta,
Kendi hükmümü giyip susuyorum, yankısı olmayan bir boşluğa..."
Cemre Yaman
5.0
100% (5)