0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
8
Okunma
Kervandır, bu gelip geçen her devran,
Yoksa sen baki kalır mı sandın?
Nefistir, bu her gönülden bir tat alan,
Yoksa sen farklı bir haz mı aldın?
İstemesen de dalgalanan bir nidadır bu,
Gönüllere sığmayıp coşarcasına akandır bu,
En derin kuyulardan fışkırarak çıkandır bu,
Yoksa sen meçhul kalır diye mi sandın?
Kalır mı ki! Atılan taş askıda,
Döner mi geçip giden zaman bir daha?
Dur! Diyemezken dudakların, ağızdan çıkana;
Yoksa sen hemen vuslata mı vardın?
Yürüdüğün yollar dolu olsa da güllerle,
Dikenler keser yolunu sen azmettikçe,
Menzil kabul etmez durmayı bir nebze,
Yoksa sen gülizar deryasına mı daldın?
Çare bulmaz içine attığın bir dert,
Mücadele et! İnancın ile sabret!
Çalışmadan değildir ki sarf ettiğin gayret,
Yoksa sen faniye dalıp mı kaldın?
Her duyduğun gerçek değildir elbet,
Sen onu bir de baki olan ile test et!
Melekeni kandıracak olan bu illet,
Yoksa sen bilmeden ihanete mi daldın?
Baharda esen rüzgârları hele bir kokla,
Aşk derya kapısını kapatır sanma!
Kelebekler mis olup etrafında uçsa,
Yoksa sen zatına iltifat mı sandın?
Âmâ mı oldu gözün her hakikate?
Nasıl sakladılar gerçeği senden katre katre.
Sana vaat edilen yalanla geçersen harekete.
Yoksa sen kendi kaderini kendin mi yazdın?
Ebedilik, değildir ki dünyada var olmak,
Şan, şöhret, makam ile yâr olmak,
Tek hakikat! Gerçek olana ram olmak,
Yoksa sen kendi mezarını kendin kazdın.
Emre ZEYBEK