3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
133
Okunma
Her şeyi yarına bıraktım;
yarın dediğim de dünyanın
solgun vaadinden ibaretmiş.
Günleri avuçlarımdan bıraktım,
niyetleri rüzgâra savurdum;
ardım sıra attım dünün yükünü
kırık tespih taneleri gibi
zamanın taşlarına.
Dünya—pazar gürültüsüydü aslında,
yalanın tezgâhında
ömür satan çarşı.
Ben o çarşıdan çıktım,
başım eğik, kalbim yorgun.
Ve geldim
Yaratanın eşiğine.
Orada
ne adım kaldı
ne de gölgem.
Bir avuç toz oldum,
kapının önünde savrulan
sessiz hiçlik.
Toprak beni tanıdı,
çünkü insan
en çok toprağa benzer
ağladığında.
Bu zalim dünyanın
merhametsiz çarkına ağladım;
gözyaşım düştü toprağa
ve toprak bana dedi ki:
“Ey yolcu,
kapıya gelen
kendini bırakmadan giremez.”
O vakit
hıçkırıklarımı zikre kattım,
nefesimi tesbih yaptım,
kalbimi dergâh kapısı.
La ilahe illallah…
La ilahe illallah…
La ilahe illallah…
Her tekrar
içimde putu kırdı,
her nefes
nefsimin karanlığından
bir parça eksiltti.
Derken
içimde kapı aralandı.
Ne dünya kaldı
ne ben.
Fenâ’nın ateşi
adımı kül etti.
Ve külden yükselen
tek söz kaldı geriye:
La ilahe illallah.
Sonra anladım—Kapının eşiğinde toz olan
aslında kaybolmaz;
toz olan
Rahmet rüzgârıyla
bekāya savrulur.
La ilahe illallah.
Rifat KAYA
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.