5
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
69
Okunma

Sokaklarda çiçekler var,
ama ben çiçeklere güvenmem.
Çiçekler çabuk solar;
kadınlar ise acıyı taşırken bile dimdik kalır.
Bir kadının gözlerine baktınız mı hiç
sessizce yıkılan bir imparatorluğu görür gibi?
Gülüşünün arkasında
kaç suskun isyan sakladığını
kaç geceyi kimseye duyurmadan sabahladığını?
Ben yeraltından konuşuyorum;
insanın karanlığını bilirim.
Erkeğin korkusunu,
iktidarın titrek gururunu,
sevmenin bile nasıl bir sahip olma arzusuna dönüştüğünü…
Ama kadın—
acıya rağmen merhameti seçen o tuhaf varlık—
bütün bu karanlığın ortasında
bir mum gibi yanar.
Kendini eriterek aydınlatır odayı.
Bir anne düşünün,
yoksulluğun soğuğunda çocuğunu ısıtan;
bir genç kız düşünün,
hayallerini savunurken dünyanın alayına direnen;
bir işçi kadın düşünün,
elleri nasırlı ama bakışı hâlâ gökyüzüne açık.
Onlar yalnız hak istemez;
insanlığın vicdanını isterler.
Çünkü bilirler:
adalet yoksa sevgi de yoktur,
sevgi yoksa insan, insan değildir.
8 Mart bir gün değil,
bir hesaplaşmadır aslında.
Erkekle değil sadece—
insanın içindeki zulümle.
Ve eğer bir gün
bir kadının gözyaşı
yeryüzünde sıradan bir şey olmaktan çıkarsa,
işte o gün
insan gerçekten kurtulmuş olacaktır.
Bugün 8 Mart.
Ben yeraltından çıkıyorum kısa bir anlığına
ve diyorum ki:
Kadınlar,
insanın en ağır sınavıdır.
Ve belki de tek umudu.
5.0
100% (7)