1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
147
Okunma

TAGHRID BOU MERHI (Brezilya)
Taghrid Bou Merhi Brezilya’da yaşayan Lübnanlı bir şair, yazar ve çevirmendir.
Hukuk lisans derecesine sahiptir. “International Cultural Salon Association” ekibinin büyükelçisi ve American P.L.O.T.S. Magazine’in Brezilya temsilcisidir.
Kazakistan merkezli saygın platform WWWU (World Nations Writers’ Union) üyesidir.
2021 yılında çeviri ve edebiyat alanında Nizar Sartawi Uluslararası Yaratıcılık Çeviri Ödülü’nü kazanmıştır.
Edebi çeviri alanında Al-Sham Literary Platform’un ülke danışmanıdır.
2022 yılında 2. Zhengxin Uluslararası Şair Ödülü’ne layık görülmüştür.
Al-Arabe Today, Rainbow, Literária Agareed, Al-Nil Walfurat, Literária ve Allaylak dergilerinde editörlük yapmaktadır.
Ana dili Arapça olmak üzere Fransızca, İngilizce, Portekizce, İtalyanca ve İspanyolcayı akıcı biçimde konuşmaktadır.
Şiirleri çok sayıda uluslararası antolojide, edebiyat dergilerinde ve çeşitli kültürel platformlarda yayımlanmış; eserleri 24’ten fazla dile çevrilmiştir.
Yayımlanmış kitapları:
1. Özlemin Şarkıları
2. Bilimin Anahtarları: Dizeler ve Tezahürler
3. Ruhun Kıyısındaki Felsefeler
4. Aşkın Çiçekleri
5. Kalbin Yaraları
6. La Esperanza (inceleme aşamasında)
7. Benim Olan Benim Değil
BENİM FELSEFEM
Felsefeden her söz edişimde,
kendimi varoluşçuluğun kemiklerini kemiren aşağılık bir solucan gibi hissederim;
ve sözlerimin sıradanlığını fark ettiğimde,
bir anda düşüncelerimi ya da sanrılarımı rahatsız eden sinir bozucu bir sineğe dönüştüğümü görürüm.
Benimle gel, eğer istersen; kolay bir seçim değildir bu.
Aramızdaki mesafe, çift parantezlerin arasına sıkışmıştır,
dijital soyun tükenişini gözetleyerek.
İlk adları değiştiremediğime göre ve kolay bir av olduğumu bilerek,
fırsatı yakalayacak ve yüceltilmiş varlığından geçeceğim.
Yapışkan çamurunu nereye koymalıyım,
ve katille maktul arasındaki en kısa mesafe nedir, kör bir nefes için?
Bilgece olan, sislerin içinden başka bir filozofun çıkmasını beklemektir,
onu birlikte dinlemek için.
Belki sesi, bembeyaz dişlerinden daha güzel olur,
eli ise arka evimizin balkonları kadar geniş.
Haydi, bir bardak su isteyelim.
Yıldızları sayıyormuş gibi yapalım,
göğün geriye kalan tozunu toplayalım.
Ve sen benim petrol felsefem olduğun için,
eski hilelerden, kurmaca filmlerden, falcılardan, savaş uçaklarından ve ruhlu arabalardan medet umduk.
O lanetli solucan derinlere kazdı,
ta ki bilinç bir şakaya dönüşene dek;
ve o vakit yamaçlar vardı.
BEKLEMEK GİBİ
Uykunun iplerini kestiğine göre,
kendi benliğini beklerken, kendinden kendine doğru ak.
Zamanın kıyısından yeni çekilmiş gizli bir kan gibi.
Ey uzuvları kesilmiş mekânlara sürülmüş kişi,
gözkapakların ayrılıktan dökülürken,
hüzün, göğün terinden altmış mezar gibi damlar.
Kendini beklerken, ölümün çocuklarını ve yanan ateşleri düşün.
Biz uyuyabilelim diye ölmeliydin.
Bekleyişinden tutuşan ateşi yemeliydin,
acılarını kovup küle dönüştürebilmek için.
Kendinden çıktığında yavaşça öl,
sararmış bir çiçek demeti gibi,
ki yabancılığı ve boş yalnızlığı hissedebileyim.
Kâğıttan bir uçurtmanın üzerine uyuklayan kuş,
elektrik direklerinde ağıt yakmayı bıraktı.
Yoldan geçenlerin başları ona yalnızca geçici bir bakış attı.
Ve çılgın bir kamera yolun ortasında duruyor:
“Ah acizliğim!”
Ey zamanın kâğıdından kesilmiş hava,
geçemeyen hileler var,
mürekkeple hüzünlerin yüzünü silen eller var.
Ey yolcu,
kendini beklerken bastona yaslanmaktan yorulduğunda,
bu ateşin ortasında hâlâ nefes aldığını hatırla,
beş vakit namazın sayesinde.
LİMANI OLMAYAN BİR YOLCULUK
İçimde hiç gitmediğim şehirler taşıyorum,
adı ve izi olmayan yüzler,
hiç şekil bulmamış konuşmalar;
sanki rüzgârın ve yağmurun yankısıyım.
Hayatımın yolundan geçen siluetler var,
düşlerime sızan bir gölge gibi.
Onları hasretli gözlerle arıyorum,
ama geriye yalnızca boşluk kalıyor.
Kendimle zaman arasındaki eşiğin kenarında duruyorum,
onun boşlukla taşmasını izleyerek.
Bir serap suyu gibi benden kaçıyor ve fısıldıyor:
“Asla yetişemeyeceksin, bırak aksın.”
Bir zamanlar geçtiğim yollara dönüyorum,
onları değişmeden, olduğu gibi buluyorum.
Sanki yolculuğumun sonu yok,
sanki yanılsama ve kuşku dairelerinde dolaşıyorum.
Sessizce geçenleri yazıyorum,
geçip giden pencerelerdeki gölgeleri,
kalabalık caddelerdeki yanılsamayı,
bir daha dönmeyen kayıp bir düşü.
Ve soruyorum:
Bize doğru ilerleyen bir ışık var mı,
yoksa mesafeler karanlığı mı kucaklıyor?
Her yol kaçınılmaz olarak bizi hikâyenin sonuna mı götürür,
orada “Bitti” dedikleri yere?
Yine de ilerliyorum,
çünkü adımlarımı durduran hiçbir şey yok,
içimdeki hikâyeyi bitiren hiçbir şey yok.
Elimi hâlâ kapının üzerinde tutuyorum,
yola son bir dokunuşla veda edebilmek için.
Türk diline çeviri: Terane Turan Rehimli
5.0
100% (1)