0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
38
Okunma
Bazıları için mum olmak kolay değil…
Çünkü mum olmak, sessizce yanmayı kabul etmektir.
Eriye eriye tükenmeyi…
Kendi canından eksilerek başkalarına sabah olmayı…
Ben yandım.
Kimse üşümesin diye yandım.
Karanlık kimseye ağır gelmesin diye yandım.
Ama kimse dönüp de “sen ne kadar kaldın?” diye sormadı.
Herkes aydınlığı sevdi,
kimse eriyen tarafı görmedi.
Şimdi gecenin tam ortasında soruyorum kendime:
Ya bu ışık bir gün ansızın sönerse?
Ya içimdeki son kıvılcım da yorulursa?
Benden geriye ne kalacak?
Bir avuç kül mü?
Yarım kalmış hayaller mi?
Susturulmuş çığlıklar mı?
Ben güçlü değilim aslında.
Ben sadece dağılmamayı öğrendim.
İçimde kıyamet koparken
yüzümde sakin bir gökyüzü taşıdım.
Sesim titremesin diye kalbimi bastırdım.
Gözlerim dolmasın diye geceleri karanlıkla konuştum.
Bugün pes edersem
dün çabalayan halime ihanet ederim diyorum.
Ama kim biliyor dün nasıl savaştığımı?
Kim biliyor kaç kere içimde öldüğümü
ve sabaha yeniden doğmuş gibi kalktığımı?
Dün çabalayan o kadın,
bugünkü halimi görse
bana kızmazdı.
Saçlarımı okşar,
“çok yoruldun” derdi.
Çünkü o da aynı ateşin içindeydi.
O da aynı yokluğun, aynı tarifsiz boşluğun içindeydi.
Evlat acısı…
Adı söylenince bile insanın içi çöker.
Bir mezarı kalbinde taşımaktır bu.
Her bayram eksik bir sandalye,
her doğum günü yarım bir şarkı,
her gece susturulamayan bir “anne” çığlığı…
Ben sadece yanmadım.
Ben içimden eksildim.
Bir parçam toprağa karıştı,
bir parçam zamana takıldı.
Geriye kalanla yaşamayı öğrendim sandılar.
Oysa ben sadece nefes almayı sürdürdüm.
Işık sönerse ne kalır?
Küllerin altında saklı bir kor kalır derler.
Ama ya o kor da soğursa?
Ya artık yanacak gücüm kalmazsa?
Belki geriye
duvarlara sinmiş bir gölge kalır.
Belki ismimi bilen birkaç insan.
Belki yarım kalmış cümleler.
Belki bir radyoda yankılanmış titrek bir ses…
Ama en çok ne kalır biliyor musun?
Sessizlik.
Çünkü en sonunda insan
yanmaktan değil,
anlaşılmamaktan tükenir.
Ben karanlıktan korkmuyorum artık.
Çünkü en koyusunu içimde taşıyorum.
Ama yoruldum…
Sürekli güçlü olmaktan yoruldum.
Hep ayağa kalkan taraf olmaktan yoruldum.
Hep ışık olmak zorunda kalmaktan yoruldum.
Belki bir gün gerçekten söneceğim.
Gürültüsüz.
Sessiz.
Kimseye yük olmadan.
Ve o zaman
geriye ne büyük bir ışık kalacak
ne de kahraman bir hikâye…
Sadece çok yanmış,
çok sevmiş,
çok kaybetmiş
bir kalbin küllerle örtülü hatırası kalacak.
Ve belki de en acısı şu olacak:
Ben giderken bile
kimse ne kadar yandığımı bilmeyecek.
Ben söndüğümde
belki hiçbir şey değişmeyecek.
Dünya yine dönecek,
sabah yine olacak,
insanlar yine gülecek.
Bir tek benim içimdeki gece
bitmeyecek.
Çünkü bazı karanlıklar
ışıkla değil,
yoklukla büyür.
Ben bir mezarı kalbimde taşıyorum.
Toprağı ellerimle atmadım belki
ama her gün içimde yeniden gömüyorum.
Her gün yeniden kaybediyorum.
Her gün yeniden “anne” diye yankılanan bir boşlukla uyanıyorum.
İnsan evladını toprağa verdiğinde
aslında kendinin de bir kısmını verir.
Geriye yaşayan bir beden kalır,
ama ruhunun bir tarafı hep mezarlıkta oturur.
Ben o taraftayım biraz.
Toprağın sessizliğine alışmış,
rüzgârın getirdiği hatıralarla yaşayan tarafta.
Bugün pes edersem
dün direnen halime ihanet olur mu bilmiyorum.
Belki de o kadın da artık yoruldu.
Belki o da artık “yeter” demek istiyor.
Çünkü insan en çok
anlaşılmadığında tükenir.
En çok
acı görünmez olduğunda dağılır.
Ben güçlü değilim.
Ben sadece alıştım.
Eksik yaşamaya,
yarım gülmeye,
gece olunca içimde bir çukurla yatmaya alıştım.
Ve bir gün gerçekten sönersem
arkamda büyük bir yangın kalmayacak.
Sadece yavaş yavaş tükenmiş bir mumun
ince dumanı yükselecek göğe.
Belki kimse fark etmeyecek bile.
Belki “zaten hep sessizdi” diyecekler.
Ama kimse bilmeyecek
o sessizliğin içinde
ne fırtınalar koptuğunu.
Ve en acısı şu olacak…
Ben giderken bile
içimdeki o eksik “anne” sesi
tamamlanmamış kalacak.
Bir kalp
en çok yarım kaldığında susar.
Benimki artık konuşmuyor.