0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
148
Okunma

Saatin akrebi on ikiyi biraz geçmişti.
Doktorun dudakları kıpırdarken yüzüne bakıyordum, ama söylediklerini duymak istemeyen bir yanım vardı.
“En fazla üç ay…”
Başımı salladım.
Sanki başkasından bahsediyordu.
Sanki hayatımın son perdesi kapanmak üzere değilmiş gibi.
Ben hep güçlü görünmeyi öğrendim.
İnsanlar ağladığında omuz olan, dağıldığında toplayan, kırıldığında susan oldum.
Belki de bu yüzden kimse benim ne zaman yorulduğumu anlamadı. Ben bile.
Kalabalık sofralarda oturup herkesi dinlediğim geceleri hatırlıyorum.
Gülümserdim. Hep gülümserdim. İçimde bir boşluk dolaşırken, kahkahalarım masaya karışırdı.
Kimse fark etmezdi. Ben anlatmazdım. Çünkü insanları üzmekten korkardım.
Kırılmayı bilirdim; o yüzden kimseyi kırmamaya yeminliydim sanki.
Gençken çok sevdim ben.
Öyle büyük, öyle korkusuz sevdim ki…
Hayallerimi bir valize koyup onun peşinden gitmeye hazırdım.
O giderken bana “Sen güçlüsün,” dedi.
Güçlü olmak bazen geride kalana verilen bir tesellidir.
O gün anladım ki bazı vedalar insanın içine yerleşiyor ve bir daha çıkmıyor.
Öğretmen oldum sonra.
Çocukların gözlerinde kendimi gördüm.
Sessiz olanın neden sessiz olduğunu, yaramaz olanın neden bağırdığını bildim.
Onlara kızmadım hiç.
Çünkü insanın içindeki kırılganlığı saklamak için nasıl sertleştiğini iyi bilirdim.
Annem öldüğünde ilk kez içimde bir şey koptu.
Ama babamın omzundaki çöküşü görünce ağlamadım.
Ona sarıldım. Hep yaptığım gibi kendi acımı içime gömdüm.
Benim üzüntüm bekleyebilirdi. Hep bekledi.
Şimdi doktor “geç kaldık” dediğinde şaşırmadım.
Belki de ben kendime hep geç kaldım.
Kendimi sevmeye, kendimi korumaya, kendim için bir şey istemeye…
Ölmekten korkuyor muyum?
Bilmiyorum.
Aslında korktuğum şey yarım kalmak değil. Korktuğum şey, arkamda kırık bir kalp bırakmak.
O yüzden son üç ayımı sessiz vedalara ayırdım.
Arkadaşlarımı arıyorum. “Seni özledim,” diyorum.
Bazılarına teşekkür ediyorum, bazılarını içimden affediyorum.
Bana en çok acıtanı bile affettim.
Çünkü yükle gitmek istemiyorum.
Geçen gün bir öğrencim geldi.
Büyümüş, genç bir kadın olmuş. “Sizin sayenizde ayakta kaldım,” dedi.
O an içimde bir sıcaklık yayıldı.
Demek ki görünmez sandığım hayatım birilerine dokunmuş.
Belki de insanın varlığı böyle ölçülüyor.
Geçen hafta doğum günümü kutladılar.
Mumları üflerken içimden şunu geçirdim:
“Ben aslında çok sevdim.”
Evet, belki kendimi ihmal ettim.
Belki kırılmamak için susarken en çok kendimi incittim.
Ama kalbimi kötüleştirmedim.
Buna tutunuyorum şimdi.
Gece balkona çıkıyorum bazen.
Şehrin ışıklarına bakıyorum.
Hayat akıyor. İnsanlar acele ediyor.
Ben ise ilk kez duruyorum. İlk kez kendime bakıyorum.
Yalnızlık, kimsenin yanında olmaması değilmiş.
Yalnızlık, insanın kendi sesini susturmasıymuş.
Ben yıllarca sustum.
Şimdi ölüme çeyrek kala şunu söylüyorum:
Elimden gelen buydu.
Ben sevdim.
Kırmamaya çalıştım.
Ve belki en sonunda kendimi de affediyorum.
Eğer gidiyorsam, içimde hâlâ sevgi var.
Galiba insanı hayata bağlayan tek şey de bu.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.