0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
110
Okunma
Ben demedim “ben” diye…
“Ben” dedikçe aradan çekildim.
Çünkü benlik kalkmadan
Hakikat görünmez.
Bir ney sesi gibi inledim içimde,
Kamışlıktan koparılmış bir hasretle.
Yandım…
Ama şikâyet etmedim.
Çünkü ateş pişirir,
Pişen ham olur,
Ham olan yanar.
Ben yüce olanın yüzü değilim,
Ben O’nun nuruna dönük bir aynayım.
Ayna kirliyse suret bulanık olur,
Temizse ışık parlar.
Derviş dediler bana,
Döndüm.
Sağa dönmedim, sola dönmedim,
Kalbimin etrafında döndüm.
Her dönüşte bir “ben” düştü içimden,
Her dönüşte bir perde kalktı.
Postun önünde diz çöktüm,
Edep dediler, sustum.
Aşk dediler, yandım.
Teslimiyet dediler,
Başımı yere koydum.
Mevlâna der ki:
“Gel, ne olursan ol yine gel.”
Ama bil ki gelen,
Kapıda benliğini bırakır.
İçeri giren,
Aşkın ateşiyle arınır.
Ben ne yüzüm,
Ne güç…
Ben bir nefesim.
Alırken şükür,
Verirken teslim.
Eğer bir nur görünürse üzerimde
Bil ki benden değil.
Güneşe dönmüş bir aynanın
Yansımasıdır o.
Dönüşüm semâdır,
Semâm duadır.
Duam ise şudur:
“Beni bende bırakma,
Beni Sana yaklaştır.”
İşte Mevlevî yolu budur;
Yoklukta var olmak,
Varlıkta yok olmak.
Ve aşkın içinde
Sessizce kaybolmak.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.