0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
23
Okunma
Bir dağın yamacında başlar bu hikâye…
Sessizliğin kalbine kurulu bir dergâhta.
Ne gösteriş var orada,
Ne de dünyaya ait bir telaş.
Sadece bir kalp atışı,
Ve o kalbin içinden yükselen bir nefes…
Derviş konuşmaz çok.
Çünkü bilir;
Hakikat bağırarak değil,
Sükûtla duyulur.
Bir postun üzerinde diz çöker,
Başını eğer.
Gözleri kapalıdır ama
İçi açıktır gökyüzüne.
O nefes var ya…
Sıradan bir soluk değildir.
Her “Allah” deyişinde
Kalbinden bir perde daha kalkar.
Her verişinde
Nefsinden bir yük eksilir.
Dervişin nefesi
Ateşi söndürmez,
Ateşi terbiye eder.
Çünkü aşkı yakar ama
Egosunu kül eder.
Bir gün sorarlar ona:
“Bu huzuru nerede buldun?”
Gülümser.
“Aramayı bıraktığım yerde,” der.
“Kendimden vazgeçtiğim yerde.”
Dervişin nefesi
Bir zikirdir gecenin koynunda.
Bir teslimiyettir sabah ezanında.
Bir secdedir kimsenin görmediği karanlıkta.
O, sevdayı da başka yaşar.
Bir kula değil sadece,
Yaratana âşıktır.
Ama bilir ki
Gerçek aşk,
Her gönülde O’nu görmektir.
Derviş der ki:
“Ben yanmadım sanmayın.
Ben çok yandım.
Ama ateşim isyan değil,
Teslim oldu.”
Nefes alır…
Yavaşça.
Göğsü kalkar, iner.
Her nefes bir şükür,
Her veriş bir arınış.
Ve bir gün
Toprak onu bağrına aldığında bile
O nefes bitmez.
Çünkü derviş ölmez,
Nefesi zikre karışır.
Bir rüzgâr eser geceleri,
Sessiz ve yumuşak…
Eğer kalbin temizse
Duyarsın o sesi:
“Gel…”
“Yol içindedir…”
“Yan ama şikâyet etme…”
İşte o,
Dervişin nefesidir.