0
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
111
Okunma
En ağır veda...
Sen benim kıyılarıma çarpan en deli dalgaydın,
Kayalarımı döve döve şekil veren, beni ben eden...
Dizlerime kadar battığım o aşk denizi şimdi bir çöl sıcağı,
İnsan, yüzmeyi öğrendiği suların böyle kuruyacağını nereden bilir?
Sana sitemim kendime olan öfkemdendir.
Çünkü ben o denizlerin sonsuzluğuna inanmıştım,
Gelgitlerin geçici, derinliğinin kalıcı olduğunu sanmıştım.
Bir zamanlar içinde kaybolduğum
O uçsuz bucaksız denizler şimdi çekilmiş,
Geriye sadece soğuk ve yabancı bir kıyı kalmış gibi...
Ruhundaki o eski tanıdık ışığın sönüşünü izlemek,
Vedaların en sessizi ve en ağırı olsa gerek.
Ruhundaki o ışık hani hiç sönmeyecekti?
Hani karanlık bastığında yönümü sadece sende bulacaktım?
Şimdi o ışığın söndüğünü, titreyerek can verişini izliyorum..
Bir kenti terk eden son sakin gibi, sessizce kapatıyorsun kapıları.
Bak, bu sahil artık ikimize de dar geliyor.
Eskiden ayak izlerimizin karıştığı o ıslak kumlar şimdi cam kırığı,
Bastıkça kanatıyor, yürüdükçe ruhumdan parçalar koparıyor.
En ağır veda, kapıyı çarpıp gitmek değilmiş meğer,
En ağır veda, birinin gözlerinin içine bakarken
Orada artık kendinden tek bir iz bile olmadığını görmekmiş...
Sen varken, senin yokluğunu çekmekmiş asıl intihar.
Sana sitem ediyorum, evet...
Çünkü ışığını söndürürken benim dünyamı da kararttın.
Beni o uçsuz bucaksız denizlerde kaybolmaya alıştırdın da,
Kıyıda nefessiz kalmayı hiç öğretmedin.
O eski, tanıdık sıcaklığın yerini alan buz gibi mesafe,
Hangi dilde "hoşça kal" demek daha ağır olabilir ki?
Şimdi bu yabancı kıyıda, sönen son fenerin altında oturuyorum.
Gözlerindeki o sönüşü izlemek, kendi cenazeme katılmak gibi...
Sen sustun, deniz çekildi, ışık bitti.
Ben sende kaybolmayı sevmiştim,
Sen ise beni bu ıssız kıyıda, yalnız bırakmayı seçtin.
”İBRAHİM_KAVAL"25.02.26
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.