15
Yorum
26
Beğeni
0,0
Puan
354
Okunma

I
Sokağa çıktığın gün, şehrin ayarı kaçtı,
Bir edâ ettin cümle âlemin rengi saçtı.
Omza dökülen zülfün, güne taşır geceyi,
Gök şaşar, güneş erir, cihânın aklı şaştı.
İnce belin salınır çarşı-pazar râhında,
Bu semt seninle yanar, alevler arşa taştı.
Leblerin yarım söyler, sözü nâkıs bırakır,
O yarım hece nice sînede yangın açtı.
II
Nâzenin gülüşünün şuâsı yarık açtı,
Ay tutuldu sanıldı, yıldızlar ateş saçtı.
Kaşın bir ok mîsâli deldi gönül zırhını,
Bir ânda nice zâhid tövbe faslından kaçtı.
Şarhâneye varmadan çeşminde mestâneyim,
Tek bir nigâhın dahi câm-ı sabırdan taştı.
Êy efsûn-u dilârâ, bu âşıka kerem et,
Akl u iz’ânım dâhil, cümle nizâmım şaştı.
Dost kalemden inciler:
Bir gamze savurduğun dem cânânım nizâm şaştı
Mîzân-ı akıl bozuldu kalbimde ölçü kaçtı
Bir lahza tebessümünle devrân yerinden taştı
Ey cânân! Feryâd figânım tüm semti hepten aştı.
Meyzem
---
Gazel-i Şûhâne: İşveli, cilveli, şûh bir tarzda yazılmış gazel.
Edâ: Naz, işve. Davranış, tavır.
Râh: Güzergâh. Mecâzen: Yol, yöntem, gidişât.
İnce Katman: “Râh” sadece yol değildir;
aynı zamanda bir usûl, bir yaşama biçimidir.
Nâkıs: Eksik, kusûrlu, tamamlanmamış, noksan.
Nâzen: Nazlı, zarif. Hoş edâlı. İşve ve cilveyi seven.
Şuâ: Işık huzmesi, parıltı, yansıyan nûr.
Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
Zâhid: Dünyâ zevklerinden uzak duran, nefsini terbiye eden kişi.
Klasik şiirde ve tasavvûfî metinlerde zâhid figürü, genellikle nefsin esâretinden kurtulmuş ve ilâhi aşkı tercîh eden bir ideal olarak sembolize edilir.
Mestâne: Kelime kökü: Mest: Sarhoş, kendinden geçmiş. -âne: Gibi, tarzında = Mestâne: Sarhoşça, kendinden geçmiş gibi, vecd içinde.
Câm-ı sabr: Sabır kadehi. Mecazî Anlamı: Divân şiirinde sabır, pasif bir bekleyiş değil; içilen bir şey olarak tasavvûr edilir. Yâni âşık: Çileyi içer, Hicrânı yudumlar, Cefâyı kadeh gibi kaldırır.
Leb: Dudak. Klasik şiirde “Leb” genellikle aşk, sevgi, duâ veyâ sözle ilişkilendirilir. Yâni hem fiziksel bir organ hem de sözün, ifâdenin sembolü olarak işlev görür.
Çeşm: Göz. Divân şiirinde sevdiğin kişinin bakışı, nûr veyâ ilâhi aşkın yansıması olarak görülür. Şiirsel nüans: Sadece bakışın kendisi değil, o bakışın yarattığı ruh hâli, gönül sarhoşluğu kastedilir.
Akl u iz’ân: Yalnız düşünmek değil, idrâk edip içselleştirmek anlamına gelir. Akıl ve gönül farkındalığı, bilgi ve teslîmiyetin uyumu, vicdân ve irfânın birlikteliği anlamında kullanılır.
Efsûn-u Dilârâ: Gönül okşayan büyü, kalpleri mest eden çekicilik, veyâ rûhları etkileyen güzellik anlamına gelir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.