28
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
354
Okunma
Ben bir dîvâneyim…
Zâhirden bâtına çağrılmış
ama zâhirde oyalanmışım.
Bir nefesle geldim bu âleme,
omzuma yüklenen emanetin
ağırlığını unutarak yürüdüm.
Gözlerim gördü sandım—
meğer bakmakla görmek
aynı şey değilmiş.
Kulaklarım işitti sandım—
meğer hakikatin sesi
gürültüden inceymiş.
Ben bir dîvâneyim…
Bile bile unutan,
unutunca rahatlayan,
rahatlayınca yine unutan.
Yüzleştim kendimle bazen;
ayna ağır geldi,
hakikat yakıcı geldi.
Bir an titredim.
Bir an toparlandım.
Sonra yine dağıldım.
Söz verdim,
unuttum.
Tövbe ettim,
gevşedim.
Anladım sandım,
oyalandım.
Bu hâller…
insan hâlleri dediler.
Meğer kulluk alâmetiymiş.
Çünkü ben
acizim.
Çünkü ben
unutkanım.
Çünkü ben
dalgın bir yolcuyum.
Zâhir âlemin renkleri
gözümü boyadı,
oysa içimde
başka bir âlem çağırıyordu.
Her düşüşümde anladım ki
kendimle yetemem.
Her yükselişimde gördüm ki
kendimden değil.
Ben bir dîvâneyim…
Habersiz değilim belki
ama haberi tutamayanım.
Hakikati bilen
ama onu muhafaza edemeyenim.
Bir an yaklaşıyorum,
bir an uzaklaşıyorum.
Bir an secdede eriyorum,
bir an dünyada kayboluyorum.
Ey kalbimin Sahibi…
Ben sensiz toparlanamam.
Kelâmın olmadan
yolumu bulamam.
Beni bana bırakma.
Çünkü ben
kendine bırakılınca
yolunu şaşıran bir dîvâneyim.
İlâhî kelâmına muhtacım,
rahmetine muhtacım,
keremine muhtacım.
Unutmaya meyilli bu kalbi
hatırlayışla dirilt.
Dalgın bu aklı
hikmetle uyandır.
Ve ne zaman yine
eski hâlime dönersem—
beni kendime değil,
Sana döndür.
Çünkü ben
insanım.
Ve insan,
en çok Sana muhtaçtır.
Ben bir dîvâneyim…
Ama kapındayım.
ALİ RIZA COŞKUN
© Bütün hakları yazara aittir
5.0
100% (28)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.