13
Yorum
25
Beğeni
0,0
Puan
171
Okunma

Benlik güdülen da’vâ, vehm-i zıllî bahtında,
Kesret zevâlde imiş: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Gören O’, görünen O’, Öz O’dur hep tahtında,
Fenâ’ya mahkûm anlar: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Nuzûl-i nûrdur âlem, cismânî peşrev hayâl,
Ne vârlık kalır zinde, ne yokluk, ne de suâl,
Sükût en gür hitâbmış, anladım ki hâlden hâl;
Bu sırrın tercümânı: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Gönlü harâbe sandım, bir beyt-i Hûdâ imiş,
Aradım arş u ferşde, aranan hayâ imiş,
Firâk nâmıyla bildim, meğer müheyyâ imiş,
Visâl dediğin sırda: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Felek dedi: “Sus artık, söz haddini aştı, sus!
Ne sen var, ne ben kaldım, bu ikilik değil hus.”
Hakîkat tek nefesmiş, her zuhûr bir dem, bir tus,
Son nokta, son kelâm bu: “Lââââ mevcûde illâ Hûû...”
Dost kalemden inciler:
Aynalar kırılınca, sûret aslına döner,
Yanan mumun ışığı, güneş doğunca söner,
Bütün yollar sonunda, aynı kapıya iner,
Adım attığın yerde: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Zerre güneşten ayrı, damla ummandan değil,
Bu rüya âleminde, sadece Hakk’a eğil,
Varlık dediğin ancak, bir anlık bir tecelli,
Kalbin her atışında: “Lâ mevcûde illâ Hû”.
Güneşin Kızı Zehrâ
---
Vehm-i zıllî: Kuruntuya mensûb ve gölgesine müteallik.
Baht: Olacakların, kaçınılmaz olduğunu belirleyen ilâhî irâdenin
insan için veyâ bir toplum için çizdiği hayât tarzı, kader, tâlih.
Kesret: Çokluk, sıklık.
Zavâl: Yok olma, yok edilme.
İftirâk: Ayrılmak, hicrân.
Fenâ’: (Fenâ Fillâh) Zât-ı Hû ve’l Hâk’kın varlığı içinde yok olma.
Nuzûl-i nûr: Gökyüzünden inen ışığın meydana çıkıp yeryüzünde belirmesi.
Abdin zât ve sıfâtının, Hâk’kın zât ve sıfâtında fânî olması.
Peşrev: Klasik Türk müziğinde faslın giriş taksiminden sonra, şarkıdan önce çalınan parça.
Hâlden hâl: Ma’nevî hâller arasında geçiş.
Beyt-i Hudâ: Allâh’ın evi.
Arz u ferş: Yer ve gök.
Firâk: Ayrılmak, hicrân.
Müheyyâ: Hazır hâle konmuş, amâde.
Visâl: Vasıl olma. Sevgiliye kavuşma.
Hus: Görgü. Aldırış etme, önem verme.
Nüzûl: İniş, inmek, aşağı inmek.
Dem: Ân. Soluk, nefes.
Tus: (Tabiâ) Yaratılış, huy, karakter.
(Hakîkat tek nefesmiş, her zuhûr bir dem, bir tus:
Gerçek bir nefes kadar tek ve öz;
varlık sandığımız her görünüş, bir ânlık temâstan ibâretmiş)