2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
Yer ile gök arasında asılı bir canım ben,
ne toprağa tam değen ne semaya varan.
Bir boşluğun nabzında çarpan kalbim,
kendi yankısından ürken bir ezan.
Bakışlarında kaybolmuş divaneyim;
aklım zincir, yüreğim sürgün.
Bir tek adınla başlar kıyametim,
bir tek susuşunla kopar bütün düğüm.
Kalbimin içinde karanlık mahzenler,
kapısını sen çalmadıkça açılmayan.
Her gece gölgeme sorarım seni,
cevap vermez aynalar, susar zaman.
Yolunda çöller eskitmiş bir bedeviyim ben;
ayak izlerim kumlara yazılmış dua.
Susuzluğum senin adınla çoğalır,
her yudumda biraz daha sana muhtaç dünya.
Yazlarında güneş olur yanarım,
kışlarında üşüyen avuçlarına battaniye.
Bir mevsim değil, bir ömür sürer içimde sen;
takvimler yırtılır, adın düşmez heceye.
Gecenin bile uğramaktan çekindiği
karanlık yollarda meşaleyim ben;
alevim rüzgârla kavgalı,
sönmemek için kendimle dövüşen.
Dar ağacında asılı gölgem,
ip değil boynuma dolanan hasret.
Bir nefeslik umut için
ölümü bile göze alan cesaret.
Sensiz var iken, sensizlikte yok oldum;
adım vardı ama ben yoktum.
Bir kalabalık içinde tek başıma,
kendi içimde sürgün bir mahkûm.
Musallada yatan bir canım şimdi,
üzerime serilmiş beyaz bir suskunluk.
Dünya omzumdan çekilirken
senin adın kalır en son soluk.
Ve bil ki;
ben ne tam diriyim ne de ölü —
seninle dirilen, sensizlikte gömülen
iki âlem arasında bir kulum ben.
Yer ile gök arasında asılı bir canım ben;
eğer bir gün bakışların değerse yüzüme
ip çözülür, karanlık söner,
ve ben yeniden doğarım
bir tek “sen” kelimesine.
Ve bir tek isim de takılı o da sensin Nazlı
5.0
100% (4)