8
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
259
Okunma

Belki de en çok, bakışlarında bir vatan bulduğuma inanmak yordu beni,
Zira sen, her geçen gün içimdeki çocuksu neşeyi biraz daha gurbete sürdün.
Şimdi bir yabancı gibi geçip giderken yanımdan, kalbimde bıraktığın ağır yıkım,
Aslında bana kendimi ne kadar çok ihmal ettiğimi fısıldıyor her gece sessizce.
Anladım ki bazı bağlar kopmak için değil, boyna dolanmak içinmiş,
Nefes almayı unuttuğum anlarda, meğer senin yokluğuna alışmaya çalışıyormuşum.
Hangi söze başlasam, ucu yarım bıraktığın dilsiz vedalara çarpıp kırılıyor,
Ve ben artık kendi kelimelerimi bile buz tutmuş suskunluğunda kaybediyorum.
Gözlerinde sakladığın uzaklık, aslında benim için ördüğün geri dönüşsüz gurbetmiş,
Ben ise bu mesafeyi bir gün aşılacak hasret yolu sanıp ömrümü feda etmişim.
Şimdi avuçlarımda kalan soğuk hatıralar, senden bana kalan tek dürüst miras,
Sen ise bu tablodan,
Tek bir darbe bile almadan çekip gitmeyi ustalıkla başardın.
Güçlü durmak, her gün ruhtaki derin çatlakları birer gülümsemeyle yamamakmış,
"Nasılsın?" diye sormadığın her an, ben biraz daha karanlık kuyuya çekiliyordum.
Meğer yaşamak dediğin, sevdiğinin hafızasında kendine tek bir harf bile bulamamakmış,
Ve ben koca boşlukta, tutunacak tek bir hatıra kırıntısı bile bulamadan kalmışım.
Dertlerimi dindiren vaatlerin, şimdi birer zehirli sarmaşık gibi dolanıyor uykularıma,
Hiç gerçekleşmeyen düşlerin, şimdi bu hayatın en büyük ve en sessiz ayıbı.
Sana dair ne varsa; kış ortasında bahçede unutulmuş sahipsiz ve eski oyuncaklar,
Öylece çürümüş, öylece solmuş ve artık dokunsan toz olup rüzgâra karışacak birer anı.
Yüzümdeki bu durgun ifade, aslında fırtınanın değil, her şeyin bittiğinin korkunç sessizliği,
Kimse bilmez bu durgunluğun altında kaç yıllık bir birikmişliğin can çekiştiğini.
Sana sitem etmiyorum, ben sadece kendi saflığımın ağır ve dilsiz bedelini ödüyorum,
Seni sığınak sanıp bütün kapıları insafsız fırtınana sonuna kadar açtığım için.
Değer bilmeyen bir yüreğe kalbimi emanet gibi sunmuşum, hem de en çıplak haliyle,
Meğer sen sadece emanetin ağırlığıyla kendi omuzlarındaki yükü hafifletmek istemişsin.
Şimdi her soluk göğsüme batan birer cam kırığı, her uyanış yeni bir kabulleniş,
Sen benim hiç bitmeyecek uykusuzluğum, dermanı olmayan kadim dert sızımsın.
Mevsimler takvimden düşse de benim içimdeki ağaç hep ayrılık gününde çiçeksiz,
Zaman ilerlemiyor; sadece insan, büyük enkazın içinde yürümeyi öğreniyor.
Seni kurtuluş diye beklerken pencerelerde, aslında kendi hayatımı birer birer tüketmişim,
Şimdi pencerenin önünde sadece geçen yolcuların ayak seslerini sayıyorum kimsesizce.
Hani her son bir başlangıçtı ya, benim bütün yollarım kapalı kapında mühürlendi,
Adım attıkça hayata, kendimi biraz daha bıraktığın rutubetli mahzende buldum.
İnandığım ne kutsal varsa, sahte parıltınla birer birer kararıp yok olup gitti,
Şimdi elimde kalan; ne bir inanç ne bir heves, sadece devasa ve dilsiz yalnızlık.
Anladım ki bazı sevdalar yaşanmak için değil, sadece bir ömür boyu taşınmak içinmiş,
Göğsümde bıraktığın ağırlık, zihnimde bitmeyen kavgaların ama yanımda yokluğun.
Sen benim en güzel hatam, en ağır sınavım ve asla dikiş tutmayacak açık yaramsın,
Bir gün unutursun deseler de ben bu unutuşun içinde seni kaybetmekten korkarım.
Şimdi bir mektubun en can alıcı yerinde koparılmış yarım kalmış mısrayım ben,
Ne devamı yazılabilecek bu sızının ne de geri dönüp sayfayı yakacak bir ateş kaldı.
Seninle başlayan parlak rüya, şimdi her sabah uyanmak istemediğim ağır gerçeğim,
Andolsun ki artık bu rüyaya dönecek ne bir takatim ne de tek bir masumiyetim kaldı.
Sonunda anladım ki sevmek aslında, en çok kendine geç kalmakmış bu hayatta,
Seninle doldurmaya çalıştığım koca yıllar, meğer bir seraptan başka bir şey değilmiş.
Sen benim en büyük hayalim, en ağır tükenmişliğim ve dinmeyen kalp ağrımsın,
Bu dünyada bana kalan son miras, hiç silinmeyecek olan hayal kırıklığımsın.
Kalp ağrım...
Hayalim...
Tükenmişliğim...
Hayal kırıklığımsın.
Cemre Yaman
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.