4
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
173
Okunma
Ev dediğin yer bazen bir çatı değil,
üstüne düşen bir gölge olur.
İnsan en çok tanıdığı seslerden ürker,
en çok bildiği yüzlerde kaybolur.
Bir bakış yeter kırılmaya,
bir susuş, bir “inanmadım”
Kalbin kanıtı yoktur ya,
en çok oradan yaralanır insan.
Duvarlar konuşur geceleri,
adımlar sayılır, nefes tutulur.
Kapılar kapanmaz aslında,
insan içinden dışarı taşar.
Bir yol var, ince ve uzun
kağıt kokar, uykusuzluk taşır.
Rakamların arasına saklanmış
tek kurtuluş odur.
Omzumda ağırlaşan bir başka yorgunluk var,
sessiz, kırılgan.
Alıştıkça sevmeye başlıyorum onu,
çünkü bazen yaşamak
Yorgunluğu da ayakta tutmaktır
Yanımda kırılgan bir zaman taşıyorum,
ateşi avuç içime sığan
bırakırsam
dünya daha ağır olacak biliyorum.
O yüzden düşmeyi erteliyorum.
Bazı geceler
kalbim kendi sesinden korkuyor.
Sessizlik bile bağırıyor bazen,
ve ben susarak hayatta kalıyorum.
Yüküm çok değil sanırlar,
oysa ben
kendimi sırtımda taşıyorum.
En ağır şeylerden biri insanın kendisiymiş.
Sabahları umutla uyanmıyorum,
yalnızca uyanıyorum.
Bu da bir direnme biçimi belki.
Kırılmamış olmak değil,
dağılmamayı seçmek.
Gözlerimden taşan bu ağırlık
bir gün beni hafifletir mi bilmem.
Ama hâlâ buradayım.
Geceler beni öğreniyor,
ben geceleri ezberliyorum.
Bir gün sabah olursa diye değil,
sabah olmasa da
dayanabileyim diye.
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.