16
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
281
Okunma

Saat durdu, zaman o korkunç gürültüyle mühürlendi o gece,
Toprak altımızdan bir halı gibi çekilirken,
Koca binalar, içinde binlerce insanla birlikte
Kendi üzerlerine kapandı sessizce.
Adıyaman’da saat kulesi bir şahit gibi kaldı orada,
Zaman o dördü onyedi geçe dondu, ilerlemedi.
Samsat’tan, Kahta’dan yükselen o gerçek çığlık,
Fırat’ın buz gibi sularına karışıp gitti.
Malatya’nın o geniş caddelerine karanlık çöktü birden,
Kayısı dalları kar altında, çiçek açamaz oldu artık.
Eski bir kerpiç duvarın dibinde kalan hayatlar,
İş makinelerinin gürültüsünde birer birer savruldu.
Hatay... Ah mahzun Hatay, tarihin yorgun kucağı,
Asi Nehri bugün tersine, kendi kederine akıyor.
Habib-i Neccar’ın suskunluğu, kiliselerin kırık çanı,
Enkazların arasından gri gökyüzüne bakıyor.
Beton yığınlarının arasında kalmış bir çocuk ayakkabısı,
Rengi solmuş, bağı çözük, sahibi artık yok...
Bir annenin parmak uçları buz tutmuş taşları kazırken,
Umut, demir yığınları arasında titreyen zayıf bir mum ışığıydı.
Gökyüzü o gece yıldızlarını sakladı bizden,
Sadece kar yağdı, sadece ayaz kesti nefesimizi.
Milyonlarca insan aynı karanlığa açtı gözünü,
Ve dünya, bir daha asla eskisi gibi dönmedi.
Maraş’ın enkaz kokan sokaklarında bir baba elini bırakmadı evladının,
O el, çaresizliğin tarihe vurduğu en ağır mühürdü.
Sesler kesildi, ışıklar söndü, perdeler kapandı,
Koca bir coğrafya kendi yasının derinliğine gömüldü.
Yardıma uzanan ellerde kardeşliğin en yalın hali vardı,
Ekmek bölündü, su paylaşıldı, acı ortak kılındı.
Ama ne yapsak eksik, ne desek hep bir şeyler yarım,
Çünkü giden her canla, ruhumuzun bir parçası alındı.
Eşyalar serpilmiş sokaklara; fotoğraflar, kıyafetler...
Hepsi öylece duruyor şimdi yıkıntıların arasında.
Kimsesiz kalan bir oyuncağın o sessiz duruşu,
Yüzyılın en ağır yükü olarak kaldı omuzlarımızda.
"Sesimi duyan var mı?" diye bağıran o derin sessizlik,
Hâlâ yankılanıyor boş kalan meydanların kuytusunda.
Duvarlardaki saatler hep o aynı dakikayı gösteriyor,
Unutmak mümkün değil o gecenin acı dolu uykusunu.
Gidenler birer numara değil, birer candı her biri,
Gülüşleri vardı, yarım kalan planları, sevda sözleri...
Şimdi her şubat rüzgarı estiğinde kemiklerimiz sızlar,
Toprak altında yatan o vakur insanların iziyle.
Küllerimizden yeniden doğacağız elbet, bir vefa borcu gibi,
Şehirlerimizi kalbimizle yeniden inşa edeceğiz.
Ama o 6 Şubat sabahının o buz gibi soğuğunu,
Asla unutmayacağız, asla unutturmayacağız.
Cemre Yaman
5.0
95% (19)
4.0
5% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.