4
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
144
Okunma

Seni sevdiğim yerde artık rüzgâr
sadece tuz taşıyor,
ağzımın içindeki eski bal
paslı bir bıçakla kesilmiş gibi duruyor.
Göğsümde bir ada vardı,
sen oraya ayak basardın yalınayak,
şimdi dalgalar kemik yalıyor
ve martılar adımı unuttu.
Sürgünüm ben,
kendi kanımın kıyılarından kovulmuş,
seni ararken ellerimde
yabancı bir şehrin sokak yağmularında büyüdüm.
Ah, nasıl da kokardın,
ıslak çamurla karışık yasemin,
nasıl da dudaklarınla başlar
gecenin en karanlık nehri.
Şimdi o nehir bende akmıyor,
sadece bir yara akıyor,
içinde senin adın
kırmızı bir balık gibi çırpınıyor
ve ölmüyor.
Sana yazdığım mektuplar
hiçbir postane kabul etmiyor,
zarfların üstünde
yalnızca rüzgârın dili var
ve o da kekeme.
Yine de seviyorum seni,
sürgündeki bir ağaç gibi,
kökleri havada, dalları toprakta
ve meyvesi
sadece rüyada olgunlaşıyor.
Bir gün, belki,
bu sürgün biter
ya da ben biterim
ve ikimiz de aynı toz oluruz,
aynı rüzgârda savruluruz,
sonsuzca birbirimize değerek
ama birbirimizi bulamayarak.
Sevgiyle ve biraz da acıyla…
Nafiz Karak
5.0
100% (8)