20
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
415
Okunma

Zamanın paslı dişlileri arasında,
Kendi sesimin yabancısıyım bu gece.
Ufukta sönen o solgun kandil,
Ruhumun daralan dehlizlerine sızıyor.
Bir hiçliğin tam ortasında,
Adı konmamış ağrılar büyütüyorum.
Gölgesini yitirmiş bir aynada,
Yüzümün çizgilerini yeniden kazıyorum.
Ne bir liman bekliyor beni,
Ne de fırtınaların dineceği bir kıyı.
Kendi karanlığına hapsolmuş bir gemi gibi,
Sessizliğin derin sularında batıyorum.
Zihnimin çıkmaz sokaklarında,
Yürümekten değil, durmaktan yorgunum.
Haddi aşan bu kederin içinde,
Sadece kendi yankımı duyuyorum.
Ve bu yankı, bir hançer gibi,
Sustuğum her yerden beni vuruyor.
Gökyüzü bu gece siyah bir kefen,
Üzerime seriliyor ilmek ilmek.
Yıldızlar, sönmüş birer gözbebeği,
Bakıyorlar bana ama görmeden.
Bir nefeslik mesafe kalmışken hayata,
Vazgeçmenin tadını öğreniyorum.
Kelimelerim artık dilsiz birer cellat,
Kendi boğazlarına ip doluyorlar.
Anlatmak istedikçe eksilen bir ömür,
Yarım kalan cümlelerin enkazında,
Kendi mezarını kazan bir çocuk gibi,
Toprağa değil, boşluğa gömülüyor.
Hangi sözü emanet etsem zamana,
Çürüyüp geri dönüyor avuçlarıma.
Bir veda bile sığdıramadım ruhuma,
Emanet bir canın yükü omuzlarımda,
Taşımaktan yorulduğum bu varlık,
Beni her adımda biraz daha eziyor.
Gönlümün viran olmuş bahçesinde,
Kurumuş dallara takılıyor aklım.
Mevsimi geçmiş bir hüzün bu,
Ne kışı belli ne baharı.
Sadece bitmek bilmeyen bir sağanak,
İçimin tozlu raflarını ıslatıyor.
Suskunluğum bir kale duvarı sanki,
Kimse geçemez, kimse göremez ardını.
Taşlarını kendim ördüm bu zindanın,
Anahtarını ise bir kuyuya bıraktım.
Şimdi bu sessiz odanın içinde,
Sadece kendi nefesimi sayıyorum.
Uykularım firari, rüyalarım sürgün,
Göz kapaklarımda ağır bir kurşun.
Her sabah uyandığımda aynı boşluk,
Aynı karanlık, aynı tanıdık ağrı.
Güneş doğsa ne çıkar bu şehre?
Benim içimde ebedi bir gece var.
Yollar bitti, menziller silindi artık,
Bir adım atsam boşluğa düşeceğim.
Tutunacak bir el, duyulacak bir ses,
Uzaklaştı benden fersahlarca.
Kendi gurbetimin tek yolcusuyum,
Nereye gitsem, kendime dönüyorum.
Hangi maskeyi taksam sırıtır çehremde,
Bu oyun artık perdesini kapatıyor.
Seyircisi olmayan bir sahnede,
Son repliğimi unutmuş gibiyim.
Alkışlar sustu, ışıklar söndü,
Geriye sadece soğuk bir yalnızlık kaldı.
Bir kum saati gibi akıyor ömrüm,
Her zerrede biraz daha eksilerek.
Yukarıda kalanlar beyhude anılar,
Aşağıda biriken ise sadece kül.
Ters çevirmeye mecalim yok artık,
Çünkü biliyorum;
Kum bittiğinde sadece cam kalır elde,
Soğuk, boş ve şeffaf...
Bu, bir tükenişin değil,
Zamanın benden vazgeçişinin resmidir.
Cemre Yaman
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.