22
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
297
Okunma

Eskimiş ne kadar hayalim varsa
Hepsini geçmişin tozlu raflarına terk ettim,
Ben senin eşiğinde uyanmayı unutmuşum.
Bir mahkûmun gölgesine sığınan o çaresiz sadakatiyle
Bağlıydım her bir zerrene.
Hakkımı arasam, "kimsesiz bir fırtınaya denk gelmişim" deyip davanı kapatacaklar biliyorum.
Sök at içindeki sızıyı git diyeceksin...
Ben bu yangını yüreğime
Süs olsun diye mi taşıyorum sanıyorsun?
Veda ederken bıraktığın o sahte açık kapı, aslında üzerime kilitlediğin en ağır hücreymiş.
Bugün o kapının önündeyim ama anahtarı çevirmek için değil.
Sadece, ardında bıraktığın bu yıkıntının kaç hayatı nefessiz bıraktığını izle diye buradayım.
Beni bul diye değil,
Kaybettiğin o sessizliğin büyüklüğünü kendi ellerinle dokunarak anla diye.
Bu sana, kırık bir kalbin serzenişidir sadece.
Alınma, gücenme, hatta incinme bile.
Yüreğimin yangınını,
o kendi ellerimle yaktığım
sensizliğe kattım
Benim içimdeki duman senin eserin,
Şimdi sen o sisin içinde.
Benden bir iz mi arıyorsun...
Aklımda sen, kulağımda ise kendi sesimin yankısından yorulduğum o uğultu...
Önümde kahrımı çeken o bembeyaz sayfa,
senin dilsizliğine ortaklık ediyor
parmaklarım,
Kelimeleri yormaktan,
Kalemim adını sayıklamaktan
bitti tükendi artık.
Gözlerimin ferini o son bakışında bırakmışım meğer.
Bakışların birer mülteci kampı gibi; yorgun, sahipsiz ve her an terk edilmeye hazır.
Ben o kampta vatanını yitirmiş
Bir sürgünüm şimdi,
Kimliğim sende kalmış.
Seni sevmek, kendi ipini kendi elinle çekmekmiş.
Ben o cellada aşık oldum
Sen ise sadece görevini yaptın.
Şimdi boynumda izi kalan o kör düğümle,
Hangi hayata tutunmamı bekliyorsun?
Bana öyle yabancı bakma,
Sanki bu harabeyi ben kendim inşa etmişim gibi.
Her tuğlasında senin bir vazgeçişin,
Her harcında senin
bir "hoşça kal"ın var.
Ben sadece bu enkazın altında kalan son tanığım.
Sana çıkan bütün yolları ateşe verdim;
Artık dönüşün imkânsız,
Bekleyişim ise sadece bir enkaz.
Adresini ezbere bildiğim o kapıları değil,
Senin geçtiğin tüm sokakları komple sildim defterden.
Şimdi o boş sayfalarda sadece
Senin yokluğun hükümsüzdür.
İçine gömdüğün her söz, aslında ruhunda kopan en büyük kıyamettir,
Ben sana sustukça içimdeki gürültü dünyayı tuttu.
Sen duymadın, sen görmedin,
Sen sadece kendi kıyına çekilmeyi tercih ettin.
Şimdi bu gürültüde tek başıma boğuluyorum.
Varlığın bir lütuftu belki ama yokluğun koca bir imtihan oldu ruhuma.
Sabrımın sınırlarını o vaktinden önce solan her mevsimin kahrıyla zorladım.
Oysa dönmek, gittiğin yolu geri yürümek değil;
Bıraktığın kalbi yerinde bulamayıp o boşlukta can vermekmiş.
Bakışlarımı senden kopardığım o an,
Senin için zamanın durduğu yerdir;
Benim içinse sadece yükü atılmış bir nefes.
Bu sayfa artık beyaz değil,
Senin isminin üzerine basıp geçtiğim bir zemin.
Kelimeler bitti, mürekkep kurudu; artık
Sende ne feryat edecek bir yankı bıraktım ne de sitemi hak edecek bir gölge.
Şimdi bu yıkımın ortasında,
Seni bir daha asla duyulmayacak
Bir çığlığın içine hapsediyorum.
Artık ne feryadım sana ulaşır,
Ne de gölgem senin karanlığına düşer.
Kapıyı üzerine değil, komple senin olduğun dünyaya kilitledim;
Ve ben o anahtarı,
Adını unuttuğum bir uçurumdan aşağı fırlattım.
Cemre yaman
5.0
100% (27)