1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
19
Okunma
Sana bir mektup yazıyorum anne,
adresini bilmiyorum
ama rüyalar posta istemezmiş,
biraz dua,
biraz sızı
yeterliymiş göndermek için.
Kağıdı buruşturmadım bu kez,
çünkü çocukken de
sen sinirlenince
oyuncaklarımı atmazdım.
Sadece
gizlice senin tarafını tutardım her tartışmada.
Bugün büyüdüm sandım.
Market poşetlerini taşıyabiliyorum,
ama sensiz bir günün
ağırlığını hâlâ kaldıramıyorum.
Yastığımı değiştirdim bu sabah
yine de kokun çıkmadı içinden.
Demek ki bazı şeyler
çıkmazmış
istersen yıllarca ağla üstüne.
Hani balkonun köşesinde bir salıncak vardı ya
hala içinden geçerken
yerine oturuyorum hayalen.
Sallanırken
kulağıma fısıldıyorsun gibi:
“Geçecek oğlum, korkma.”
Ama geçmiyor, anne.
Sözlerin gidince
korkular büyüdü.
Bugün biri saçımı okşadı yanlışlıkla,
gözlerim doldu.
Nasıl anlatsam…
bazı dokunuşlar
senin elini çağırıyor
farkında olmadan.
Mutfakta bir çay bardağı kırıldı,
senin yokluğunu anlatacak başka ses bulamadım.
O an anladım:
bazı camlar
anne kadar can yakar.
Kitaplığımda senin adına
ayırdığım bir raf var.
İçinde bir düğmen,
bir mendilin
Aynan
ve bitmemiş bir hikâyem var.
Seninle başlayan
ama sonunu bilmediğim.
Ve her cümlemin sonuna
bir nokta koyamıyorum.
Çünkü bitmesin istiyorum,
belki dönersin diye.
Sana bir mektup yazıyorum anne
üzerine çocukluğumu damlattım,
biraz da sessizlik koydum zarfın içine.
Varsın ulaşmasın hiç kimseye.
Ama sen bil:
ben hâlâ
sana en çok "anne" demeye cesaret edemiyorum.
Ve eğer bir gün okursan bu mektubu
gülme olur mu?
Çünkü ben
seni unutamadığım yerden
Yazmaya başladım.
Senin yerine susmayı
kelimelere öğrettim.
Ve son bir şey daha:
Senin olmadığın her fotoğrafta
gülümsemem
eksik kalıyor.