1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
50
Okunma
Adını koymadım.
Çünkü bir şeye isim vermek,
onu uslandırmak gibi geliyor bana;
ben seni biraz da bu yüzden başıboş bıraktım,
kendi yabani hâlinde,
kimsenin çağırınca gelmediği bir ses olarak.
Aramızda
ölçüsü tutulmamış bir boşluk var,
ne metreyle ne zamanla anlaşan;
oraya her baktığımda başım dönüyor,
dünyanın hafifçe eğildiğini hissediyorum
ama yine de düşmüyorum,
çünkü bazı düşüşler
insanı aşağı değil,
daha içine doğru çeker.
Sabahlar bende
hep aynı yerden başlıyor,
bir türlü ilerlemiyor;
güneş sanki sadece yokluğunu aydınlatmak için doğuyor
ve saatler,
birinin gelmeyeceğini bile bile
kapı önünde oyalanıyor.
Buna alışkanlık diyorlar,
oysa ben bunun
sessiz bir sadakat biçimi olduğunu düşünüyorum.
Sana yaklaşmak,
bir şeyi hatırlamamak için
gözünü bilerek başka tarafa çevirmek gibi;
bakıyorum, evet,
ama görmeyi erteliyorum,
çünkü bazı görüntüler
zamanından önce görülürse
insanı paramparça eder.
İçimde
üstü aceleyle örtülmüş bir sızı var,
mevsimler değiştikçe yerini belli eden;
hava serinleyince kabaran,
rüzgâr çıkınca konuşmaya heveslenen.
Kimse sormuyor bana,
ben de anlatmıyorum,
çünkü bazı ağrılar
anlatılınca hafiflemez,
sadece yer değiştirir.
Bir masanın kenarında
eksik duran bir şey var;
adı bilinmiyor, biçimi yok,
ama yokluğu
odadaki herkesten önce gelip oturuyor.
Sandalyeler doluyor,
bardaklar yerini buluyor,
ama o eksik
hep ayakta kalıyor.
Bir gün adını yazmak istedim,
elim ağırlaştı,
sanki kalem
benimle senin arana girmek için var olmuştu.
Yazmadım.
Kalem beni senden korudu,
ben de kalemi affetmedim.
Sevgi dediğin şeyin
yanına gitmek olmadığını geç öğrendim;
meğer sevgi,
yerini bilip
oraya hiç basmamayı göze almakmış.
Bazn düşünüyorum,
aynı anda susuyor muyuz diye,
aynı cümleyi söylememek için
aynı yerde mi duruyoruz diye.
Bu düşünce,
bütün dokunuşlardan daha yakın geliyor bana.
Ben seni
olmadığın bir yerden sevdim,
kimsenin işaret etmediği,
haritalara girmemiş bir boşluktan.
Orası bende kaldı.
Ben orada kaldım.
5.0
100% (1)