6
Yorum
19
Beğeni
0,0
Puan
160
Okunma

Murâdın kullarından doğru yansımakmış Senin, Êy-Mukaddîm...
Bu şaşkınlık veren lütfuna, mazhar olmayı derk edemedim…
Aradım hep fıkhın vecîbelerinde ve kandil gecelerinde,
Bir sübyânın ma’sûm tebessümünde envârını göremedim…
Ve yine sordum, soruşturdum Seni cübbeliden, sarıklıdan,
Suyun ve rüzgarın esintisinde esrârını sezemedim…
Veren el üstün demiş alan elden, Cenâb-ı Rasûl-i Kübrâ,
Elimle gönlümü bir edip, almadan vermeyi bilemedim…
Sana duyduğum sonsuz hürmete rağmen, kalbimde bir düğüm var,
Yaşım dayandı elliye, bu kördüğümü hâlâ çözemedim…
Şu cîfe dünyânın da neresinden tutsam, kaldı hep elimde,
Ben buna gençlik yıllarımda, neden, niye akıl erdiremedim?..
Mukaddîm: Takdîm eden. Sunan. Öne, ileriye alan, öne koyan.
Vecîbe: Ödev, vazîfe.
Envâr: Maddî veyâ ma’nevî karanlıktan kurtarmaya vâsıta olandır.
Cenâb: Hazret.
Rasûl-i Kübrâ: En büyük Peygamber.
Cîfe: Leş.