0
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
219
Okunma
Sen;
Karanlık şehirlerin içinde lekesiz bir sayfaydın.
Bir yaralı kalbin üstüne örtülmüş tül gibi,
dokunsam inciteceğimden korktuğum bir sesti varlığın.
Ellerime düşmeyen kar tanelerinin masumiyetiydin,
içimdeki bütün kirli ırmakların aktığı yerde
sen, saf bir kaynak gibi çıkıvermiştin karşıma.
Sana baktığımda, içimdeki taş odalara güneş doğardı.
Dilim konuşmak isterdi, ama her hece boğazımda düğümlenirdi.
Sözcüklerim utancın kıyısında susardı.
O suskunlukta yalnızlığımı değil,
bütün çağların yükünü taşıdığımı hissederdim.
Seninle yan yana durmak,
bir uçurum kenarında dengede kalmak gibiydi;
korkutucu, büyüleyici, tarifsiz.
Sen sevince, gökyüzü kendi maviliğini bana ödünç verirdi.
İçimdeki yıkık evlerin pencereleri birden açılır,
rüzgâr perdeleri umutla savururdu.
O an anladım ki sen,
yaraların üstünü örten bir merhem değil;
bizzat yarayı anlamlı kılan derinliktin.
Gözlerin ufkun en berrak yeriydi;
ne kadar bakarsam bakayım, orada kayboluyordum.
Ellerinin düşlediğim sıcaklığını hiç tutamasam da,
varlığını avuçlarımda hissederdim.
Sen konuştuğunda kelimelerin kuş olurdu,
göğsüme konar, içimde yuva yapardı.
Bir gün ellerini tuttum,
içimdeki çocuklar çığlık attı.
Hepsi birer yıldız gibi parlayıp söndü;
ardından, sessizlikte senin sıcaklığın kaldı.
Seninle her dokunuşum bir yıkım,
bir yeniden doğuştu.
Senin beyazların, karanlık göğe düşen ilk kar taneleri gibi;
masum, yakıcı, serinletici…
Gözlerini kapattığında şehir susardı.
Poyraz yeli bile nefesini tutardı.
Ben sadece izlerdim;
ellerim boş, kalbim dolu.
Bir gün bütün çiçekler solacak,
bütün şehirler harap olacak.
Ama senin bende bıraktığın o beyazlık,
zamanın bile silemeyeceği bir iz olarak kalacak.
🕊️
06.10.2025 – Poyraz Can
5.0
100% (1)