26
Yorum
72
Beğeni
5,0
Puan
1133
Okunma


İçimde hep bir yas çiçeği büyür durmadan
Ayın şavkı kan gibi vururken göğün körpe karanlığına
Kapının eşiğinde duran gölgenin ağırlığı
zamanın boğazını sıkarak çöreklenir üzerime
bıçak sırtı misali leyl
damar damar çatlatır ve alır canını
Titrek mum alevine benzeyen gözlerimde ki tek nefeslik olan yorgun ışığı
Yine de beklerim seni
Korkunun pusunun can çekiştiği
Namlu yatağından kopamayan mermi gibi sıcacık ve bir o kadar da sabırsız
Taşın sabrından
Çobanın kavalından
Genç kızların yazma işleyişinden öğrendim
Beklemek,
elbet gönül dağlarımın içine sinmiş
gurbetin özlemin sisli pasını dağıtacak vakti geldiğinde
kınına sığmayan serseri bir rüzgarın uğultulu hoyratça esişinde
hangi dargınlığın
ömrümün yolu dediğim
Yüzünde ki hangi keder çizgin götürdü seni benden
Gittiğin günden beri
Yağmur damlalarına kan düştü
her damla ayrılığa sevdalı şiire dönüştü
Bereket kendini nadasa bıraktı
Ağaçlar unuttu baharı
çiçeğe durmadı bir daha pamuk tarlaları
kuyular kapandı
Köy suskun kaldı
Dibek taşında buğday değil
Sensizliğin dövüldü
çömlekler boş beklerken çatladı
göçe durdu heybelerini kemikten daha sert hüzünler ve çölden daha kuru yaşlarını sırtlanarak
topraktan umudunu
kesen
gölgesi kayıp gayrı dönmemeye yeminli
fersiz bitkin kederli adımlar
Tütün kokulu saçlarını çözüp koşup gelsen şimdi
Ki tek teli yangınından küle dönmüş bozkırları yeşertir yeniden
Kirli pencelerin kırık cam parçalarında sarılmaz mı sanırsın yılların hasret yarası
Kör bir kuşun Rençberliğin de çocuklar elleri ile karmaz mı sanırsın emekçi toprak anayı ve dirençli umut tohumlarını
Ah kabuğuna sığmayan oluk oluk coşkulu akan hem yaramın kendisi hemde vazgeçilmez merhemi
Bir yıldız ışığı kadar değse kahve gözlerin kör kuyuların içli fısıltısına
Dicle türküler söyler
Fırat taşar
Munzur gürler
Gök delinip rahmet olur
Boşalır dua dua Mezopotamya’nın irin ve kan kokan topraklarına
Kaç zamandır
dövülür yokluğun avuç içimde
yinede örselenmez
eskimez varlığın
hep ilk günkü gibi
diri taze
bitmez ve hiç tükenmez
akşamına sadık çıra misali yanar ve yakar yüreğimi en derininden
Ki bilirsin adın geçince
göğsümün rahlesinde
taş çatlar
zincirler kopar
Irmaklar kabarır
değmeye dursun elin alnıma
Unutur çocuklar üşümüşlüğü
Kekliklerin sesi bastırır anaların en içli ağıdını
bilmez misin asi küheylanım
mahpusluk yanım
Sen bana sade sevgili değildin ötesiydin
Bilirsin, kerpiç evimin güneşe bakan penceresi
Yitik dilimin yaşamaya ant içmiş tek kelimesi
Senden sonra yalnızlığıma bile kardeş aramadım
zira sen hep memleketim kadar acılı derin
halkım kadar vakur ve asildin
Fırat Yetiş
Ankara
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.