1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
291
Okunma
Sabah saatleri yangın haberlerinde
mutfakla orman arasındaki mesafeyi ölçüyorum.
Araya giren kilometreleri,
Su bidonlarını,
Gözyaşlarinı...
Yangında hızlanamayan kaplumbağaları
Kanatlari yanık kokulu titreyen serçeleri ....
Tutup tutup kaydiriyorum durmadan ordan oraya ahşap sandalyeleri
Çaydnlığın buğusuna değiyor elim
ateşin can alan rengi geliyor gözlerimin önüne
masada ekmek kırıntılari
ufalanan küller gibi
göğe savrulan
Yanmış dallarin evdeki
izdüşümü..
Biri un tozu,
diğeri gürbüz ağaçların külleri
..
Rüzgar yön degistiriyor diyor haberler..
Bedenim evin içinde, aklım kızıl bir yamacın eteklerinde..
Birden bire tutup
Sandalyeyi
Faili suçüstü yakalamış gibi,
Seramiklerin üzerinden gürültüyle geri çekiyorum..
Sandalye kaymalarinda o cıkan gürultülu bir
kıvılcim
Acı bi çığlık gibi
Bir ağacın daha devrilmesi
Bir can daha
Bir can daha
Kuru dalların kırılışı gibi
Ah
Buna can mi dayanır
Boğazımda kül tadı
Kül rengi sessizlik..
Kül kül her yer kül
ne acı bir yok oluş bu
Perdeler hafifçe kımıldıyor,
Mutfakta gerilmiş ip gibi duran spagetti cubukları
bir cambaz gibi kıvrılıyor sıcak suya girince
...
Mutfakta çaydanlığin buharı yükseliyor
Tavanla bulut arasinda
Dikiş atılmis kirmızı ipler gibi
griye dönüşüp uzuyor dumanı
biri ormanın damarlarına alev döküyor.
Zeytin agacinin
Külleri savruluyor..
Kötülükker yıkımlar
kendi kendini tüketiyor
Ve yaşam yine devam ediyor
Toprak, yine bağrına basar küllerini
ve yine yeniden
Daha güçlü bir şekilde geri dönerekk...
Topragın sesi kesilmez.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.