0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
148
Okunma
O kurşuni gecede göz göze geldik; sağ elimle kalbimi yokladım, yerinde duruyordu ama içimde, sanki yıllardır kullanılmayan bir oda gibi soğuk ve dağınık, köşelerinde tozlanmış anılar, ortasında kırık bir sandalye, kim bilir ne zaman unutulmuş bir mektubun kat izleri vardı. Şehir, uzaktan duyulan ağır bir tren sesi gibi üzerimizden geçti, kaldırımların taşları birbirine yaslanmış, vitrinlerdeki cansız mankenler, bütün bu karşılaşmayı seyreden suskun tanıklar gibiydi. Sen, bakışlarını hafifçe eğerek, bana değil de arkamda duran geçmişime bakıyordun; belki de o an, yıllardır biriktirdiğimiz bütün suskunlukların birbirine karıştığını, söylemediğimiz cümlelerin boğazımızda taş kesildiğini fark ettik. Ben, adını anmadan sevmenin, hiçbir yere varmayan yollar gibi insanı yorduğunu biliyordum; sen, belki de o yüzden gülümsemiyordun. Ve biz, aynı sokakta, aynı havada, birbirimizin yanından değil de, hayatlarımızın en keskin kenarından geçtik.
Belki de o gece, farkında olmadan birbirimize veda ettik; dudaklarımızdan tek bir kelime bile düşmeden, sokak lambalarının sararmış ışığında, ayak seslerimizi birbirimizden uzaklaştırarak, bakışlarımızı bir daha geri dönmeyecek şekilde yerden kaldırmadan… Arkandan esen rüzgar, benim yüzüme yıllardır unuttuğum bir kokuyu getirdi; yağmurdan sonra açan o keskin toprak kokusunu, insanın içine işlemiş bir evi hatırlatır gibi, ama aynı anda oraya bir daha dönemeyeceğini bilerek. İçimde, yerinden oynamış bir taş gibi, her adımda daha da derine gömülen bir boşluk kaldı. Biliyorum, sen de giderken omzunda taşıdın o gecenin ağırlığını; hiçbir bavula sığmayacak kadar sessiz, hiçbir şehre varamayacak kadar uzak bir ağırlık. Ve biz, belki de o yüzden, hayatlarımızın geri kalanında birbirimizin adını anmayacak, ama her kurşuni gece, aynı köşede göz göze gelmiş gibi yaşayacağız.
5.0
100% (1)