0
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
205
Okunma
Sana yazmak, kendime konuşmak gibi biraz.
Biliyorum, belki hiçbir zaman okumayacaksın bu satırları…
Belki bu mektubu hiç göndermeyeceğim.
Ama seninle konuşmanın tek yolu bu artık.
Özledim seni.
Bunu itiraf etmek bile zor geliyor hâlâ.
Çünkü insan, unuttuğunu düşündüğü bir şeyi neden özlesin ki?
Ama öyle olmuyor.
Zaman sadece alışmayı öğretiyor, unutturmayı değil.
Gittiğin günden beri her sabah aynı ritüel:
Uyanmak, iç çekmek, yokluğunu fark etmek.
Sonra susmak…
Hep susmak.
Seninle konuşmadığım her gün, içimde bir cümle eksik kalıyor.
Söyleyemediğim, yarım kalan ne çok şey var.
Ama belki en çok bu:
Vedalaşamadık.
Sen gittin, ben kaldım.
Sen sustun, ben kaldım.
Sen unuttun…
Ben unutmuş gibi yaptım.
Hâlâ ceplerimde ellerin var gibi yürüyorum.
Hâlâ bir sokakta seninle karşılaşacağım hissiyle dönüyorum her köşe başından.
Ama kimse çıkmıyor karşıma.
Ben yine sana susuyorum.
İkimiz de kırıldık biliyorum.
Ama biz zaten hiç tam olmamıştık ki…
Hani Cemal Süreya der ya:
“Kırılmış bir aşkı yeniden başlatmak,
Sönmüş bir sigarayı yeniden yakmak gibidir.
Tadı olmaz.”
Belki de bizim hikâyemiz buydu.
Ama ben seni yine de özledim.
Bana ait olmayan bir şehirde, bana ait olmayan bir kadındın.
Ben buna rağmen seninle kalmak istedim.
Sen gitmeyi seçtin.
Ben susmayı…
Şimdi ne zaman birine tebessüm edecek olsam,
O gülüşün altında senin ismin var.
Ne zaman bir şarkı duysam,
En çok sen geliyorsun aklıma.
Çünkü sen gitmedin.
Sadece uzakta kaldın.
⸻
Sonsuz bir vedaya sıkışmış sonsuz bir özlemle,
Yine de senden iz taşıyan kalbimle…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.