0
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
376
Okunma

KINALI SERÇE
Kınalı serçem benim...
Sığınmak varken bir ağaç kovuğunun sıcaklığına,
Meydan okumak istersin o hırçın, o deli rüzgâra.
Sanki zor olanı yenince,
Göğsündeki o sızı dinecekmiş gibi...
Bir cesaret sağanağı boşalır kanatlarına,
Yüreğin, cüssenden büyük bir inançla dolar.
"Başaracağım" der bakışların,
Göğün gürültüsüne kafa tutarcasına.
Ve bırakırsın kendini fırtınanın kucağına.
Her çırpınışta biraz daha tükenir dermanın,
Yorgunluğun bir yana, yüreğin ürkek bir davul...
"Az kaldı" dersin, "Ha gayret, birkaç kanat daha..."
Oysa rüzgâr bu; insafı yok!
Yerden aldığını göğe savurur,
Gökten çaldığını yere çalar acımasızca.
Kınalı serçem...
Dayanamaz tüyden hafif bedenin bu hiddete,
Öyle bir savrulursun ki boşlukta;
Zaman durur, gökyüzü susar,
Çaresizlik ağır bir taş gibi düşer toprağa.
Şimdi söyle, kimler bulacak seni?
Hangi pusuda bekler meçhul sonun?
Belki vahşi bir pençede dağılacak hayallerin,
Tüylerin rüzgârda sahipsiz birer veda olacak.
Ya da merhametli bir el uzanacak kırık kanadına;
Ama bilirim, şifada bile bir veda gizlidir,
İki seçenek de artık o eski "sen" değildir.
Oysa ne çok inanmıştın değil mi?
Ne çok güvenmiş,
Küçücük kalbine ne büyük bir sevda sığdırmıştın...
Haydi gel,
Şimdi sessizce ağlayalım kınalı serçem.
Kimse merhem sürmesin, kimse dokunmasın sızımıza;
Bu yara bizim, bu mağlubiyet bizim...
Her şey aramızda kalsın.
GÜLCAN ŞAHİN (GÜLdeCAN)
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.