7
Yorum
45
Beğeni
0,0
Puan
1153
Okunma

bülbüller sürgündeydi
nicedir bir ulak kılığında baykuşlar
misl-i hazanın selasını veriyor
onulmaz bir yaranın deneyim hanesinde
bütün kavgaları yasaldan sayılıyor
korku tünelinde helakı ile cebelleşiyor nefesler
her şey zehir kusan akrep soluğu kadar
soğuk ve yapışkandı
üşüyorduk tövbesizliğin cehenneminde
yağmalanmış zapt edilmiş güzelliğin rengi/efkârı
deli kızın çeyizi kadar dağınıktı
ense kökünde ey ve ah çıbanı
rahminde yabani sancılar
bencil bir hayata boy veriyor saksılarda yedi verenler
şeytanla haşır-neşir günah gibi
her gün başka bir surette çoğalıyor
aşina olmadığımız bir yüzle
gönül darlığın ağındaydı
azabıyla fingirdeşmiş tufan gibi
kahrolası dünyanın öksüz çocuklarını
yalancıktan bir öpücükle kandırmaktaydı
peygamber çiçeğinden aşk mayalayan güneşi
kanat uçlarından koparıp yıldızları
taç yapamıyorduk ya makber karanlığına
kördüğümün macerasındaydı eller
ya diler! onlarda mı bağlıydı
rüzgârlar değildi esen
kaynayan kumları dirilten
yağmurlar değildi elem hendeklerine dökülen
içinde kanlarımız vardı
sevinçlerimiz vardı her biri derbeder
altın çağında riyaları
şaha kaldırdığımız vakit
uyuyan tepelerimiz vardı
ve her şeye rağmen yaşamayı kâr bilen
ölülerimiz vardı sürünen
şebnem kadar nefese aç
_boran