14
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
2092
Okunma

Sana o sokakta rastladığımda
Kirpiklerinden biri düşmüştü benli yanağına
Dilek tutuyordun,
“ben mi, o mu?” diye,
Kibrit kokulu parmaklarının arasında
Saçların örgülüydü müzeyyen,
Kaşların kılıç çiçeği
Gözlerin siyahtı, görmüyordu olsun
Ben seni görüyordum, yetiyordu.
Sen her sabah
O taş kaldırımları yürürken
Yuvarlak kalçanla beraber
Etek uçlarındaki pullar sallanırdı
Kokulu meyve ağaçları sallanırdı
Deniz çalkalanır, ay hop oturup hop kalkardı
Benim halim ise dumandı müzeyyen
Yarım aklım vardı
O da zembereği bozuk saat gibi yalpalardı
Müzeyyen, bir şey söyleyeceğim yaklaşsana biraz
Körpe boynunda nefesim adımlarını sayarken
Beyaz sabunla yıkayıp taradığım saçlarını
Kırk bir kere öpüp, koklayayım
Ceviz kokulu avuç içlerine kınalar yakayım
Sen entarini giyinirken ben soyunayım
Ilık yağmurda yürüyen ayaklarının sesi girsin rüyama...
...
Bekle Müzeyyen, hemen gitme
Daha bitmedi söyleyeceklerim
Ne diyordum, anımsadım
Pembesi mora karışmış dudaklarınla büyüleneyim
Nefesinden eflatun şarkılar dinleyeyim
Mısralarım bölünsün
Nakaratlarım panzehir gibi
Yırtılan gömleğimin yaması olsun
Kıyılarımda kimse yüzmesin
Örselenmesin yalnızlığımın mahremiyeti
Çocukluğuma verirdiniz saflığımı
Oysa siz bilmezdiniz
Çıplak ayaklarıma değerdi deniz kumları
Müzeyyen, orada mısın?
Müzeyyen, sesimi duyuyor musun?
Ah müzeyyen
Şimdi o köprünün ayaklarında ayaklarımın gölgesi var
Karanlık sokaklarda ninemin ağıtı var
Saçları beyazlamış, tırnakları uzamış, ölüm vakti yaklaşmış
Kaburgamın içinde mezarlarından kalkan kadınların
Emzirdiğin süt kesiği kokulu çocuklar ağlarken
İçimde fizan eder, hiç dinmeyen gelgitler…
5.0
100% (5)