4
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1354
Okunma
Bir gariptir kızın adı Pembe.
Okuyamadı.
Hayatta okuduğu tek bir roman vardı,
onun adı da Bitmeyen Çilem.
Gülmesini bilmez, gülen herkesi deli sanırdı.
İstemesini de bilmezdi ama bir seferinde nasıl olduysa istedi.
"Hani ben de karışayım da ellere öyle,
değişsin bir şeyler, nasıl değişirse...
Hadiii... dileği olmaz mı!"
Otuz sekizlik Pembe, soluk dileğini yakalar son trende.
Beyaz atı yoktur, ama olsun,
hiç değilse kendisi ata benzemez Vahit’in.
Tutarlar bir apartıman altını, yaparlar düğün salonu.
Köşeye koyarlar Nermi’nin döşediği çiçeği,
üzerine de yazarlar — hani nam olsun diyerek — Kütahya Valisi.
Pembemiz giyer komşu kızından aldığı bol gelinliği,
başlar düğünümüz, fukaranın en şanlısıyla.
Oyunu da bir gariptir gariplerin;
neyse, geçer utana sıkıla.
Kafalardaki en heyecanlı kısım: takı merasimi.
Bu da cılız geçer, fakirin takısını fukara takar.
Ana babanın takısı da sahte: iki bilezik, bir gerdanlık.
Üçüncü sınıf meşrubatla yenilir kurabiyeler.
Davetlilere pasta sözü verildikten sonra,
biter Pembe’nin düğünü ve başlar asırlık hüznü.
Kafiye mi? Unutmadık ama Pembe’nin ricası:
“Şiir oldu garipliğimiz abi, bari şarkı sözü olmasın…
İsmail Hakkı Naganlu
.
5.0
100% (3)