2
Yorum
14
Beğeni
0,0
Puan
854
Okunma
Seviyorum diye giyersem hüküm
Hâlimi takrire sözüm utanır
Asılsız suçlardır biriken yüküm
İnsani yönüme özüm utanır
Ayrılığın ile kavrulan hüzün
Farkı mı kalıyor gece gündüzün
Bahar ortasında savrulsa güzün
Resimlere düşen izim utanır
Canhıraş çığlık ve boğuk hıçkırık
Nefesim kesilir yüreğim kırık
Bu kadar acır mı ufak bir sıyrık
Şahit olduğuma gözüm utanır
Şiire küser mi çağlamış imge
Aşk ile sarmaşık bezenmiş simge
Eğrilen yalnızlık keder elemge
İçimi anlatan yazım utanır
Yalancı bahara süslenmiş kemer
Güneşin yerine geçer mi kâmer
Bir gülün ağzında dikenli katmer
Bülbüle dokunan nazım utanır
Acıyla örülmüş mağrur tecelli
Hangi lügât vermiş ona teselli
Hicrânı hazansa vurgun besbelli
Feryadına düşen sızım utanır
Aşk ateşten çengel kopuyor düğme
Bağrımda yanıyor her bir kelime
Yalnızlığı çalan hüzünlü nağme
Mızrabına küsen sazım utanır
Dudağın küsünce karışır mevsim
Gölgesiz kalınca ağlaşır cisim
Yokluğunda bil ki kaçar hevesim
Karakışa dönen yazım utanır
Bu "zaman" dediğin kırık merdiven
Yaşadığın bir an hazin serüven
İstediğin kadar kendine güven
Önünde eğilen nizam utanır
Böyle gitmek var mı, bu muydu masal?
Demek ki öldürmek kanunen yasal(!)
Giderken say beni ölüye emsal!
Dilimi susturan lüzum utanır
Sevdâ taşınmayan ağır bir yük mü
Söyle:"Yaşadığın sence büyük mü"
Sözün parmağında altın yüzük mü
Dilini lâl eden ilzam utanır
Yazmakla bitmez ki beyan-ı efkâr
İnsanın sevdiği bâki müstakar
Aşk sızılı ırmak gönlüme akar
"Dön, gel artık" diyen yüzüm utanır
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.